1 Temmuz 2008 Salı

3 Temmuz Sivas’a doğru fikr-i takip: Sormak Özgürlük (zehir Zemberek*) Sordukça Açılacaksınız

Varlık ÖZMENEK

25 Mayıs günü şöyle bir selâm ulaştı; Mavi Defter okuyucularıyla paylaşmak, tanıştırmak istedim:



"canım ağbim Varlık Özmenek,



Rüzgâr Şiir yaşam bu yıl 10 yaşına giriyor bu sayıda ana tema "Savaşa Geç Kalmak" Sivas Katliamı'nda yitirdiğimiz canlara ve tüm bilinç savaşçılarınına armağan edilecek... karartılmaya çalışılan bilincin karartılamayacağı inancıyla inatla sizlerden öğrendiğimiz güzelliklerle aydınlanmanın onulmazlığıyla savrulacağım son ana değin... Ağbi sayfa sınırlaması yok rahat ol yazım aşamasında... ben dervişliğe vurdum, can bilinci olan memleket insanları öyle çok ki... Canım insan en geç 03.haziran'a kadar hazır olursa çok güzel olur.... Çünkü 03 Temmuz'da çıkacak.... Heyecanla bekliyorum...

Rüzgâr Şiir Yaşam adına

Murat Koçak"



Şöyle bir yanıt verdim:

“Sevgili Murat,

Ben 15 yıldır 3 Temmuz'u yazamadım. (Olduğu kadarıyla yazma becerim yandı-dondu!)

Senin sayende ve okuyunca göreceksin -tanır mısın bilmiyorum- yeğenim Murat sayesinde ilk denemem bu yazı olacak.

Belki bundan böyle ucun-ucun yazabilirim. İçtenlikle söylüyorum.

Sürekli yazdığım Mavi Defter'e de gönderdim.

Dilerim ayıp bir şey yapmamışımdır. ruzgarlik da mavidir.

Sevgiyle. V.Ö. “ (28 Mayıs 2008, Ankara)




Şimdiii… 3 Temmuz Sivas’ı… 15 yıl sonra ilk kez yazabilmeye yanıyorum. Madımak. (pardon!) Çalışacağım. Daha bir ay kadar var ama anca yazar sorarım…





*** *** ***





Yanmak ve donmak!



Yazmağa çalışmak…



- Solfej nedir?



Bir müzik terimi (Fr.) “Notaları değerlerine, ses ve ritimlerine göre uygulama, seslendirme çalışması.”(1)



- Ya Sorfej?



- Bir gazetecilik terimi (Tr. Benim uydurmam): Soru işaretlerini olaylara, nesnel gerçeklik ve güncellenmelerine göre uygulama, fikr-i takip çalışması, diyesim geliyor.



Journalist (Fr.gazeteci) ?



- (Tr.) Günü çözümleyen kişi…



(Türkçesi: Yine bana öyle gelir ki; ‘Dünya hergün yeniden kurulur; biz habercisiyiz…’ )



Mavi (bir) Defter’de…





*** *** ***



Türkiye’de?



Söyleyin.



Söylemeyin, sorun.



Sordukça açılacaksınız: Sadece (Temel İsmail değil) Temel İnsanlık Hakkı’nız: Doğru haberdar olma ve doğru bilgiye ulaşma temel hakkınız.



Tadacaksınız.



Sadece “insanlık” değil, Temel İnsanlık Hakkınız…



Her zaman: Önce (temel) okuyucu…



O varsa, ve (velev ki tek başına) kaldıysa…



Ne diyor gazeteci Ahmet Rasim(1865-1932) yaklaşık yüz yıl önce: “Gazetecilikten önce, gazete nasıl okunur, ve gazetede yazılı olan şeyler nasıl anlaşılır? Önce bu…” (2)



O varsa, ve kaldıysa gazeteci olur ve vardır… Ve sor(gul)ar:



. Dünya hergün yeniden kurulur da, biz neresindeyiz?



Kaldıysa Mehmet Barlas’a da sorulabilir: (3)



Ve yanıtı aranabilir. (4)



. 3 Temmuz Sivas ..?

…Ve bir not(lar) düşülebilir.(5)





*** *** ***



Murat Özmenek’in bugünlerde (3 Temmuz Sivas’a doğru) kitapçılara dağıtmağa çalıştığı “Zemberek” haber/karikatür kitabı (Hidro Proje Yayınları, Ankara, Mayıs 2008) kapkara karşılıklı iki sayfa zeminde dişi-beyaz dizilmiş bir tümce ile bu soru işaretini zemberekliyor en baştan:



. “1993’te Sivas’ta katledilen çizer arkadaşım Asaf Koçak’ın sonsuzluğa uzanan aydınlık çizgileri anısına…”



1995-2005 arası… bir sayfada haber, bir sayfada çizgi seçkisi. Görkemli düşüncesi ve baskısıyla bir usta işi soru işareti çalışması; 130 sayfa.



Sorunuz çeviriniz.



Kitap, İki haber arasında Hürriyet’iyle Milliyet’iyle ve cümle illiyetiyle Türkiye’nin son 100 yılını on yıl tırnak içinde çizgiliyor;



. “En geç 98’de Avrupa Birliği’ne tam üyeyiz. Çiller, Hürriyet’e bir açıklama yaparak ‘İddia ediyorum ki Türkiye en geç 3 yıl içinde AB’ye tam üye olacaktır.’ Dedi. (…) Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller, Susurluk’taki kazada ölen firari ülkücü Abdullah Çatlı’yı tanımadığını belirterek, ‘Devlet uğruna kurşun atan da, kurşun yiyen de bizim için saygıyla anılır. Onlar bizim için şereflidir’ dedi.” Hürriyet, 7 Mayıs 1995…



Haberiyle başlayıp şöyle de bittiyor:

“…Deniz Baykal, ‘terörün arkasında iki siyasi proje olduğunu’ belirterek, şu uyarılarda bulundu: ‘Birisi Cumhuriyet’ten intikam almak istiyor. Bu terör Hizbullah El Kaide terörü. İçerde himaye eden siyasiler var. Diğeri Türkiye’nin kardeşliğini bozmaya yönelik. Bu bayrak, bu vatan bizim. Türkiye’yi parçalatmayacağız. Hepimiz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyız. Yapma kardeşim, ayrılıktan hayır yok. Sürüden ayrılma.’ Milliyet, 20 Kasım 2005”





*** *** ***


“Sürü” ha yürü!



..? zehir zemberek, sordukça açılacaksınız.



Düşündükce…Arka kapak yazısı:



. “Kurcalarken boşaldı hayatın ve zamanın zembereği…”



Dikkat!



Nereye?



- Hangi temel insan hakkına tekabül eden sorumluluk mesleği?



- Dibe ve dip notlara doğru…tırnak içleri.





*** *** ***


(*) Çok acı (söz). Ömer Asım Aksoy, Deyimler Sözlüğü, Türk Dil Kurumu Yayınları, Türk Tarih Kurumu Basımevi-1981 (1) “Türkçedeki Yabancı Sözcükler Sözlüğü”, Ali Püsküllüoğlu, Arkadaş Yayınevi, Ankara, 1997



(2) “100 Soruda Türk Basın Tarihi” Hıfzı Topuz, Gerçek Yayınevi, Birinci Baskı: Mart 1973, s.116



(3) “Keşke her şeyi unutsak ve her gün sıfırdan hayata başlayabilsek” (Sabah, 25 Mayıs 2008)

“Unutkan insanlar güçlü belleği olanlara imrenir. Bazılarına göre güçlü bellek, başarıya ulaşmayı kolaylaştırır.

Oysa unutabilmek doğanın insana bahşettiği nimetlerden biridir.



Türkiye gibi bir ülkede yaşıyorsanız, her şeyi belleğinizde koruduğunuz oranda hayatı kendini tekrar eden tek düze bir süreç olarak görürsünüz. Hiçbir şey sizi şaşırtmaz.



Gazete manşetlerinde ilk kez olmuş gibi sunulan durumları kaçıncı defa gördüğünüzü hatırlarsınız ve canınız sıkılır.



Bebekler ve çocuklar geçmişte hatırlanacak durumlara tanık olmadıkları için mutludurlar.



Örneğin dünkü Vatan gazetesinde "Halkbank' tan Vatan' a reklam ambargosu" diye bir başlık vardı. Haberde şu bilgiler verilmişti:



- Halkbank'ın toplamda yaklaşık yarım milyon YTL' ye mal olan ilanları dün başta Hürriyet, Sabah, Milliyet olmak üzere bütün günlük gazetelerde çıktı. Halkbank' ın ilan verdiği gazetelerin listesi şöyle: Hürriyet, Sabah, Milliyet, Posta, Akşam, Zaman, Türkiye, Radikal, Cumhuriyet, Bugün, Star, Takvim, Yeni Şafak, Referans, Güneş ve Taraf.



Bu haberi okuyunca belleğimde buna benzer bilgilerin depolandığı gri hücrelerin ısındığını hissettim.



1990'ların başında, Sabah'ın o zamanki sahibi Dinç Bilgin gazetedeki odama girdi..



- Kamu bankaları Sabah'a ilanları kesti. Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Güneş Taner için yaptığımız haber yüzünden kamu bankaları bize artık ilan vermeyecek. Durum çok ciddi, dedi.



Özür dilendi



İki gün önce Güneş Taner hakkında gerçekten asılsız ve uygunsuz bir haber Sabah'ın manşetinde yayınlanmıştı



Dinç Bilgin'in çok endişeli hali beni üzmüştü. Arkadaşım olan Güneş Taner'i telefonla aradım ve bir gazeteye kamu bankalarının ilan boykotu uygulamasının basın özgürlüğü ile bağdaşamayacağını söyledim



Güneş Taner gazetenin manşetinden uğradığı haksız saldırının aile hayatında yarattığı krizi anlattı... Sonra, "Bu haberin sorumlusu olan Zafer Mutlu Ankara'ya gelsin, bakanlıktaki odamda benden özür dilesin" dedi.



Ben Taner'in bu sözlerini Dinç Bilgin'e naklettim. O da, Sabah'ın o dönemdeki Genel Yayın Yönetmeni Zafer Mutlu'yu hemen Ankara'ya gönderdi. "Diz çökülerek" özür dilendi ve ilan boykotu sona erdi.



Aradan 20 yıl geçtikten sonra Zafer Mutlu'nun yönetimindeki bir başka gazetenin kamu bankalarının ilanlarının dağıtımı konusunda haksızlığa uğradığını haber yapması, güçlü bellek sahibi olmanın özenilecek bir şey olmadığını tekrar düşündürdü bana.



Basın-iktidar ilişkileri konusunda belleğim öylesine dolu ki...



1987 yılıydı. Özal Başbakan'dı ve Davos'taydık.



Belvedere Oteli'nin barında, o zaman Hürriyet'in sahibi olan Erol Simavi'yle viskilerimizi yudumlayıp, sohbet ediyorduk. Yanımıza Özal'ın danışmanı olan Can Pulak geldi ve Erol Simavi'ye "Başbakan sizi bekliyor" dedi.



Ne konuşmuşlar?



Erol Simavi yarım saat kadar sonra bara geri döndü. Ben sormadan Başbakan'la ne konuştuğunu anlatmak gereğini hissetti:



- Kemal Ilıcak çok zor durumda. Özal'ın ona yardım etmesini istedim, dedi.



Biz barda otururken, Sabah'ın Genel Yayın Yönetmeni Zafer Mutlu'nun, Can Pulak'ın eşliğinde Özal'ın odasına gittiğini gördüm.



Akşamüstü Özal'ın odasına gittim.



Sordum ona:



- Erol Simavi'yle ve Zafer Mutlu ile ne konuştunuz?



Özal anlattı:



- Erol Bey'in sahip olduğu bir sigorta şirketi zor durumdaymış, onu kamunun satın almasını istedi. Zafer Mutlu da, Emlak Bankası'nın Ataşehir Projesi'nin tanıtım ve pazarlama kampanyasının Sabah'a verilmesini istedi.



Bunları hiç unutmamak iyi bir şey mi size göre?



"Siyaset-Medya-Banka" üçgenindeki ayıplı ilişkilerin 28 Şubat döneminde ayyuka nasıl çıktığını, bugün de "Laiklik tehlikede" diye kampanyalar açan ve demokrasiyi sabote edenlerin aynı isimlerden oluştuğunu hatırlamasak daha doğru olmaz mıydı?



Bir düzeltme yapayım... O dönemlerden sadece Dinç Bilgin devre dışı kaldı.



O da yaşadıklarını hiç unutmayanlar arasında şimdi. “

(4) “Zafer Mutlu iş takipçiliği konusunda kurs açabilir “ (Yeni Şafak, 27 Mayıs 2008)

“Barlas, “Zafer Mutlu reklam almak için diz çökerek özür diledi” iddiası üzerine kendisini 'iş takipçisi' olmakla suçlayan Mutlu'ya sert cevap verdi: “İş takipçiliği konusunda doktora kursu açacak bilgi ve deneyimin var.”

İSTİHBARAT SERVİSİ / İSTANBUL

Sabah gazetesi Mehmet Barlas, Pazar günkü köşesinde yer alan “Zafer Mutlu Sabah'ın genel yayın yönetmeniyken banka ilanlarını kesen dönemin bakanı Güneş Taner'in önünde diz çökerek özür diledi” iddiasına “Bu şerefsizce bir karalamadır” şeklinde karşılık veren Vatan'ın patronu Zafer Mutlu'ya yönelik sözlerini sertleştirdi:

“İş takipçiliği konusunda, Zafer Mutlu'nun doktora kursu açacak bilgi ve deneyimi var.” Vatan Gazetesi'nin patronu Zafer Mutlu ile Mehmet Barlas arasındaki polemik sürüyor. Zafer Mutlu, Mehmet Barlas'ın, “Sabah'ın yayın yönetmeni olduğu 90'lı yıllarda, Ekonomiden Sorumlu Bakan Güneş Taner'den, kamu bankalarının reklam ambargosunu kaldırmak için diz çökerek özür diledi” iddiası üzerine dün şu cevabı verdi:

ÖZRÜ DOĞRULADI

“Doğrudur, haberin Güneş Taner'i ve ailesini rencide eden bölümleri için özür diledim. Taner de bana kendisiyle ilgili bir haber için kamu baskısı yapmasının yanlış olduğunu ama başka çaresi kalmadığı için bu yola başvurduğunu söyledi. 'Diz çöküp ilan için özür dilemem' gibi bir şey asla söz konusu olmadı. Bu iddia şerefsizce bir karalamadır. Ama sizin gibi Sabah'ın manşetlerinden 'İhale takipçiliği' ilan edilmiş birisinin yine nasıl Sabah'ta yazdığını okurların hayal gücüne bırakıyorum. O koca gövdenizle nasıl eğilip büküldüğünüzü bütün Türkiye ama daha detaylı olarak da bütün meslektaşlarımız nasıl olsa çok iyi biliyor.”

Barlas ise Yeni Şafak'a yaptığı yazılı açıklamada Mutlu'ya yönelik üslubunu sertleştirdi. Barlas Mutlu için şunları söyledi: “İş takipçiliği konusunda da Zafer Mutlu'nun doktora kursu açacak bilgi ve deneyime sahip olduğunu eklemeliyim. Banka batırmaktan gazete batırmaya uzanan iş takipçiliği ihtisasını, dilerim girmeye çalıştığı yeni medya grubuna da aktarmaz.”

Mutlu balet kadar ince ve zarif!

Barlas, kendisine 'koca gövdeli' diyen Mutlu'ya kiloları için de göndermede bulundu: “Özür dilenen Taner'in 28 Şubat'ta Sabah'a danışman alındığı da bilinmeli. Kesin olan şu ki kamu bankalarının ilanları kesilmesin diye 'özür dilenmiş'tir. Bunu bir balet kadar ince ve zarif gövdeye sahip olan Mutlu da doğrulamış. Benim koca gövdemle kime eğilip bükülmediğimin tanığı da herhalde Zafer Mutlu olamaz. Çünkü 28 Şubat'ta Sabah'ta susturulduğum ve sonra Sabah'ın iki yazarının da andıçlandığı dönemde, Cavit Çağlar'la ortak banka almak için kimin gövdesi kimlerin karşısında eğilip bükülüyordu, tahmin edilebilir. “
(5) Genç Zafer Mutlu’nun gazetecilikte başlangıç yıllarına biraz emek ve -kendi ifadesiyle- çok da umut veren biri olarak… Ve de 12 Eylül sonrasında Ankara’da biten gazeteciliğini İstanbul’da canlandırmasına sebep, iş arayan, bulan ve hararetle tavsiyelerde bulunan biri olarak, -hem bu meslek hem de böyle bir meslektaşlık adına örnekleri bir hayli ve kesin umutsuz- aklıma hep Yahya Kemal’in “Sessiz Gemi”sinin finali gelir:

“ (…) Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden.





*** *** ***



Yanmak ve donmak.

3 Temmuz Sivas… karanlık.

Yazmak-çizmek: Zemberek!

Öyle bir haber: Karanlığı yakılası gemiler…



----------------------------------------------------------------------




20 Mayıs 2008

ozmenek@ada.net.tr

Madımak Vahşetiyle yüzleşelim!...CELALETTİN CAN*

28 Haziran 2008
celalettin@acikgazete.com



Bugün 2 Temmuz. Madımak vahşetinin 15. yıldönümü…

35 aydın ve sanatçımızın yakıldığı gün bugün…

Katliamın üzerinden 15 yıl geçti. Göstermelik yargılamaların gerçeğin üzerini örtme ve asıl suçluları korumaktan öte bir anlamı olmadı. Katliamın asıl suçluları ortaya çıkarılmadı hala.

1 Mayıs 1977, Sivas ve Maraş 1978 katliamlarının suçlularının ortaya çıkarılmadığı gibi.

Bu katliamlar açığa çıkarılıp failleri yargılanmadığı için, 2 Temmuz Madımak katliamı, hatta yeni katliamlar kimse için sürpriz olmamalıdır.

Asırlar önce Pir Sultan Abdalı asan, Hallac-ı Mansur'u yakan, Nesimi'nin derisini yüzen zihniyetin hortlaklar gibi modern zamanların Türkiye’sinde, kah "Hayata Dönüş" , kah Ya sev, ya terket" , Kah "Tekbir" diyerek aramızda dolaşması da kimse için sürpriz olmamalıdır.

İnsanların yakıldığı, insan etinin yandığı bir mekanda, bu nasıl insanlık durumudur ki, insanların et yiyebilmesi, iktidarıyla muhalefetiyle insani olmayan bu durumu hep beraber hazmedebilmemiz de kimse için sürpriz olmamalıdır.

Devleti yöneten güçler, tarihin tüm dönemlerinde halka işkence yaptılar, öldürdüler, yok ettiler halkı. Hiçbir zaman da işledikleri suçların hesabını vermediler. Toplum isteyerek ya da istemeyerek ortak olduğu bu suçlarla yüzleşemeyince unutmak istedi, unutamadı. Toplumsal bünyemizde “gizli” suç tabakalarının ve travmatik halin katlanarak birikmesi kaçınılmaz oldu..

"Sürekli suçluluk" hali, vicdansızlık ve adaletsizlik, ama öte yandan umarsızlığın getirdiği davranış biçimleri temel toplumsal hasletimiz oldu.

Yüzleşilmeyen ve müeyyidesi olmayan suçun, her daim bir karşılığı olacaktır çünkü.

***

Madımak katliamını unutmayacağız!.. İnsanları düşüncelerinden, inançlarından ve kimliklerinden dolayı yakılmadığı, yok edilmediği çağdaş bir ülke, demokratik bir toplum yaratma kararlığımızın kaynağı ateşte yanıp kül olanlardır çünkü…

Madımak’ta yaşanan vahşetin temel faillerinden şeriatçı güçleri unutmayacağız!. Alevi- solcu düşmanlığını insan yakacak kadar ileri götüren bu çağ dışı, yobaz vahşileri unutmayacağız. 35 insanı sekiz saat boyunca " Tekbir" eşliğinde oya işler gibi yakan zihniyet dünyasını ve küçük figüranlarını unutmayacağız.

Geçmiş 1 Mayıs, Sivas, Maraş, Çorum katliamlarında faşist çeteleri alevi halka ve sola karşı kim kullandıysa, 2 Temmuz Madımak katliamında da aynı güçlerin kullandığını biliyoruz.

Eşitlik, özgürlük, kardeşlik kuşaklarını, 68’ lileri, 78’lileri yok edenleri, Türkiye’nin geleceğini karartan bu Amerikan uşağı karanlık güçleri, biz çok genç yaşlarda tanıdık. Nasıl Maraş'ta katliamı seyretmişlerdi, Madımak’ta insanlar yakılırken seyrettiler. Nasıl Maraş'ta katliamı yolunu açtılar ve soruşturmaları kararttılarsa, Sivas'ta da aynı şeyi yaptılar.

Toplumu kontrol altında tutmak, darbeci-militarist rejimi derinleştirerek sürdürmek isteyenler, güçlü bir anti-militarist toplumsal- demokratik mücadeleyle karşılaşmadıkları sürece kıyıcılıkla ve manipülasyonla ülkeyi yönetmeyi sürdüreceklerdir. Hiç şüphemiz olmasın!

***

İktidarın da, muhalefetin de asıl rengini ortaya çıkarmanın nirengi noktası, emeğin hakkına, adalete ve özgürlüklere karşı takındıkları tutumda yatmaktadır. Sadece kendine
müslüman olanların, 15. yılında Madımak katliamına karşı sergiledikleri tutum olacaktır ölçümüz…

Savaşa karşı barıştan, bölünmeye karşı birlikten, hak ihlallerine, adaletsizliklere ve darbeye karşı gerçek bir demokrasiden yana olup olmadığımızın ölçüsü, Madımak’ta katliam yapan güçleri ve zihniyeti açıkça mahkum etmekten, Madımak katliamını toplumsal yas ilan etmekten geçiyor.

Bilelim ki, Türkiye'ye dayatılan saflaşma sahtedir. Postal ile Takunya arasındaki saflaşma sahtedir. Unutmuş görünenlere hatırlatalım: bugün laiklik ve türban üzerinden iktidar kavgası yürütenler, dün Madımak katliamında beraberdi..Takunya yakarken, postal koruyordu!..

1970'li yıllarda Milliyetçi Cephe içinde Alevileri ve solu katlediyorlar, darbe koşullarını hazırlıyorlardı. 2007 ve 2008 1 Mayıs saldırılarını da beraber yönettiler

Alevilerin haklarını tanımamakta sergiledikleri birliği, Kürt sorununu ezerek çözmede de sergilemeye devam ediyorlar. Madımak müze değil, kebap evi ise, bunun da sorumlusu, bugün birbirleriyle iktidar kavgası yapan iki gerici-militarist gücün, emek, hak, hukuk düşmanı ortak karakterinde yapmaktadır.

***

Altı yıldır Türkiye tarihinin en büyük parlamenter sayısıyla iktidar olan AKP, Sivas yangınını söndürmek için parmağını kımıldatmadı. Alevi sorununu güncel Hızır Paşalar aracılığıyla saptırmaya, emeği örgütsüzleştirmeye ve yeni kullaştırmalar yaratarak toplumu çürütmeye çalıştı…

CHP'nin sicili çok mu temiz? Hiç değil!... Solingen anmalarına koşa koşa gidenler, Madımak katliamı sırasında iktidar ortağıydı. Alevi sorununda seyirci oldukları gibi Madımak’ın müze yapılmasını gündemlerine dahi almadılar. Unutmayacağız.

Madımak vahşeti orta yerde dururken demokratikleşmek, Alevi sorununun çözümü ve kardeşçe bir arada yaşamak olanaklı değildir.

Madımak üzerinden alevi halkın yaralarını adalet duygusuyla sarmak, yakanların yananlar karşısında vicdanını ortaya çıkarmak ve katliamların ektiği zehirli cangıllara son vermek, Madımak'ı bir İnsanlık müzesine çevirmek, öncelikle Sünnilerin sorunudur.

***

Madımak özgülünde, çözmemiz gereken temel sorunlarımızdan biri de Alevi sorunudur

Alevi sorununun çözümü gerçek bir laiklikten, Alevilere yönelik her türden dışlama ve eşitsizliği ortadan kaldırmaktan geçiyor. Gerçek bir laiklik için zorunlu din derslerinin kaldırılması, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın lağvedilmesi, devletin tüm inançlara eşit mesafede durmasını başlangıç talepleri olarak ilan edilmelidir.

Gerçek bir laiklik ve gerçek bir demokrasi istiyoruz. Laikliğin ve demokrasinin olmadığı bir ülkede, bu yangının dönüp yarın herkesi yakabileceğini hatırlatıyoruz.

________________

* 78’liler Girişimi

Halkevleri'nin 2 Temmuz anmalarında binler buluştu

30 Haziran 2008 -
Ankara’da 2 Temmuz anma etkinlikleri kapsamında Mamak Halkevleri tarafından Tuzluçayır Meydanı'nda düzenlenen anma etkinliği binlerce kişinin katılımıyla gerçekleştirilirken Giresun ve Tonya Halkevi’nde de 2 Temmuz anmaları yapıldı

15 yıl önce Sivas’ta yakılarak katledilen 35 aydın ve demokrat insanımızın anısına düzenlenen etkinlik Tuzluçayır’ın ana caddelerinden birisi kesilip ses tesisatı ve platform kurularak olağan bir düzen içerisinde gerçekleştirildi. Yaklaşık dört saat süren etkinlikte sırasıyla Zeynep Karababa, Grup Günyüzü ve Ferhat Tunç sahne aldı. Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Semah grubunun yapmış olduğu gösteri ilgi ile izlendi.

Mamak Halkevi’nden Nuran Şanlı, Mamaklı kadınlar adına yaptığı konuşmada "dinci gericiliğin uygulamalarının ilk önce kadınları hedeflediğini ancak sonrada tüm toplumu kuşatacaklarını belirterek, gelecek kuşakları doğuracak ve büyütecek biz kadınları gericiliğe karşı mücadeleye davet ediyorum” dediği konuşması yoğun alkış aldı.



Halkevleri onur kurulu üyesi Yusuf Sağlık’ın Ferhat Tunç sahne almadan hemen önce yaptığı etkili konuşma sık sık coşkulu sloganlarla kesildi. Yusuf Sağlık konuşmasında ağırlıkla iktidar partisi AKP’yi ve hükümeti hedef aldı. Ülkemizin mevcut iktidar tarafından İslami bir toplumsal düzene doğru sürüklenmek istediğini söyleyen Sağlık, “dün Sivas’ta 35 canımız yakan bugün iktidarda olan zihniyetin ta kendisidir” dedi. Konuşmasını gericiliğe karşı mücadele çağrısıyla bitiren Sağlık’a alanı dolduran binlerce kişi evet cevabı verdi.

Etkinlikte sunucuların hazırlamış oldukları 35 şehidin anılarının anlatıldığı konuşmalar yoğun ilgi çekti. Sahne alan bütün sanatçılar Mamak Halkevleri'ne teşekkür ve başarı dileklerini iletirken, Ferhat Tunç yaklaşan yerel seçimlere gönderme yaparak sol geçinen partileri sorgulayın gerekiyorsa cezalandırın mesajını verdi.

Konserden çok mitingi andıran etkinlik, adeta Ankara’da 2 Temmuz günü yapılacak olan mitingin provası gibi oldu. Sık sık mitinge katılım çağrıları yapıldı.

İSTANBUL

İstanbul’da yapılan anma gecesi öncesi Halkevciler, İstanbul Halkevi’nde bir araya gelerek Halkevi’nden Beyoğlu Sinemasına kadar bir yürüyüş yaptılar. 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta yitirilen canların resimlerinin taşındığı yürüyüş boyunca 2 Temmuz’la ilgili bildiriler ve anma gecesinin programı dağıtıldı. Beyoğlu Sineması’nın önüne gelindiğinde İstiklal Caddesi boyunca karşılıklı iki sıra şeklinde dizilerek, Sivas’ta yitirilenlerin resimlerinden oluşan bir sergi oluşturuldu.

Anma öncesi Halkevcilere gözaltı

İstiklal Caddesi’nde bildiri dağıtımı sürerken anmayı provoke etmek isteyen sivil polisler iki Halkevciyi gözaltına alma girişiminde bulundu. Hakkında arama bulunduğu iddia edilen bir Halkevci göz altına alınırken daha sonra gözaltına alınmak istenen başka bir Halkevi üyesi ise Halkevcilerin müdahalesi ve ısrarlı tepkisi üzerine serbest bıraktırıldı. Polisin gözaltına almak istediği Halkevci polisler tarafından bir pasaja sokulurken pasajın dışında toplanan onlarca Halkevci “Sivas’ı yakanlar memleketi satanlar, Polis boş durma katilleri yakala, Dün Maraş’ta bugün Sivas’ta çözüm faşizme karşı savaşta” sloganları attılar. Yapılan müdahale sonucu Halkevci genç polisler tarafından serbest bırakılırken Beyoğlu Sineması’ndan Halkevi’ne kadar sloganlar atarak bir yürüyüş yapıldı.

Etkinliğin yapıldığı salon doldu taştı

Saat 21.00’de başlayan anma gecesine yüzlerce kişi katıldı. Salonun dolu olması nedeniyle çok sayıda kişi etkinliği ayakta izlemek zorunda kaldı.

Etkinlik Sivas’ta kaybettiğimiz 35 insan için saygı duruşuyla başladı. Saygı duruşunun ardından Can Dündar’ın hazırladığı “Sivas Cehennemi” adlı belgesel film gösterimi yapıldı.

Ardından Halkevleri Genel Başkanı İlknur Birol, yaptığı açılış konuşmasında Sivas’taki zihniyetin günümüzde halen sürdüğüne işaret etti. Birol “Halkevleri olarak, bugün sahte demokrasi söylemleri ile darbelere karşı olduğunu söyleyen, dün Sivas’ta 35 insanımızı yakan gericilerle, ne Irak savaşında, ne İsrail’in Lübnan’ı işgalinde ne de Filistin konusunda ortak hareket etmedik. Ayrıca bugün laik demokratik düzeni savunduğunu iddia eden, dün Sivas’ta gericiler canlarımızı yakarken kılını kıpırdatmayan ordu ile de birlikte hareket etmedik. Biz kurtuluşun halkın kendi özgücünden gelen mücadele ile oluşacağını biliyoruz” dedi. Birol’un ardından Pir Sultan Abdal Kültür Derneği yöneticisi söz aldı. Alevilerin yıllardır baskı gördüğünü, Sivas’ta yaşananların tesadüfi bir gelişmeden çok organize bir katliam olduğunu söyleyen PSAKD yöneticisi, Sivas’tan sonra Gazi’de, hemen sonra cezaevlerinde aynı organizasyonun açığa çıktığını belirtti. 90’lı yıllarda devletin, 3 kişinin basın açıklaması için bir araya gelme isteğini en sert şekilde bastırırken, Sivas’ta 8 saat boyunca hiçbir müdahalede bulunmadığını söyledi. Sözlerini 2 Temmuz’da Sivas’ta olunması çağrısını yaparak bitirdi.

PSAKD yöneticisinin konuşmasının ardından Sarıyer Halkevi Gençlik Korosu sahne aldı. İzleyilerden büyük alkış alan koronun ardından, Feryal Öney, bugün yaşamaya çalıştığımız karanlıkta nice insanımızın farklı etnik kökenlerden, farklı mezheplerden olduğu için katledildiğini söyledi. Feryal Öney’in türkülerinden sonra Eşber Yağmurdereli söz aldı. Yağmurdereli, aydınlık bir geleceği, insanca bir yaşamı savunanların dönem dönem yenildiğini geriye düştüğünü ancak mutlak olarak zaferi kazanacaklarını belirtirken, 2 Temmuz’un 15. yılında mümkün olduğunca kitlesel bir şekilde alanlara çıkmanın gerekliliğini anlatarak 2 Temmuz’da Sivas’taki mitinge çağrı yaptı. Yağmurdereli’den sonra, babası Nesimi Çimen’i Madımak’ta yitiren Mazlum Çimen babasına yazdığı ancak sonrasında bir aşk türküsü olan eseri ‘Sen benden gittin gideli’yi seslendirdi. Çimen’in, insanca bir yaşam için seslendirdiği türkülerin ardından program son buldu.

ADANA

Adana Halkevi İsmet Gökdemir Kültür-Sanat Salonu’nda yapılan 2 Temmuz anmasında gericiliğe karşı mücadelenin hayatiliği bir kere daha hatırlandı. Akşam saatlerinde gerçekleştirilen etkinlikte salonun duvarları 2 Temmuz katliamını anlatan fotoğraflarla kaplandı. Resim sergisinin yanı sıra Sivas katliamının kışkırtıcılarının “Müslümanlar” imzasıyla dağıtmış olduğu bildiri, devlet yetkililerinin katliam sonrası yapmış oldu açıklamalar da kültür salonunun duvarlarında yerini aldı. Etkinlik, Halkevi yönetiminden Burak Kaya’nın konuşmasıyla başladı. Kaya, konuşmasında “Bu ülkenin devrimcilerinin/demokratlarının önünde bulunan en önemli gündemlerinden biri gericiliğe karşı mücadeledir. Yeni Maraşların, Çorumların yaşanmaması için Sivas katliamından çıkarılacak birçok ders var. Halkevleri olarak bugün temel mücadele alanımızı bir slogan yeterince açıklıyor; ‘Müşteri Değil Halkız, Gericiliğin Karşısındayız’. Bugün parasız eğitim ve sağlık mücadelesi bizim için ne ifade ediyorsa siyasal islama karşı mücadelede onu ifade etmektedir. Fakat sol içersinde bazı hatalı eğilimler gericiliğe karşı mücadelede politik bulanıklık yaratmıştır. Demokrasi mücadelesi süresinde siyasal islamın temsilcileriyle ortak hareket zeminleri oluşturmak tehlikeli bir yaklaşımdır. Bu çizgi AKP iktidarının sahte demokratlığına, toplumsal zemin oluşturma konusunda kolaylaştırıcı bir etki yapmaktadır. Bu oyuna düşülmemeli ve sol kendi bağımsız çizgisini oluşturma konusunda net tutum almalıdır” dedi.

Etkinliğin devamında Can Dündar’ın hazırlamış olduğu “O GÜN” isimli belgeselin gösterimi yapıldı. Belgesel gösterimi sonrasında Halkevi yönetiminden Yasin Aytaç, Maraş katliamını yaşayan biri olarak katılımcılarla gözlemlerini ve anılarını paylaştı. Yasin Aytaç, Sivas Katliamı’nın gerçekleşme biçimi ile Maraş Katliamı’nın gerçekleşme biçimi arasındaki benzerliğe özel vurguda bulundu.

Etkinlik sonunda ise Hacı Bektaşi Veli Derneği müzik grubu bir dinleti gerçekleştirdi.

Ayrıca hazırlanan fotoğraf sergisi Salı ve Çarşamba günleri (1-2 temmuz) Büyükşehir Belediyesi Tiyatrosu Fuayesinde sergilenmeye devam edilecek.

Trabzon/Tonya Halkevi’nde Sivas Anması: “Türküler Yanmaz”

27 Haziran Cuma günü Tonya Halkevi Müzik ve Şiir Topluluğu "Türküler Yanmaz" adlı bir dayanışma gecesi düzenledi. Gericiliğe, yoksulluğa ve kültürel yozlaşmaya karşı mücadele çağrısı içeren açılış konuşması ve slayt gösterisinin ardından şiir ve türkülerle devam etti. Etkinliğe halk yoğun ilgi gösterdi. Yaklaşık 250 kişinin katıldığı etkinlik kemençe eşliğinde oynanan horonla sona erdi.

Giresun'da 2 Temmuz Anma Gecesi Yapıldı

Giresun Halkevi tarafından 27 Haziran Cuma günü 20.00-23.00 saatleri arasında Giresun Atapark’da “Gericiliğe Hayır/ Karadeniz Kararmasın” sloganıyla etkinlik gerçekleştirildi.

Kazım Koyuncu ve Sivas şehitleri için saygı duruşu ile başlayan gecede, Giresun Halkevi Şube Başkanı Sedat Bora tarafından yapılan açılış konuşmasında “Mersin Halkevi’ne açılan kapatma davası ve Halkevleri'nin gericilik karşıtı faaliyetleri anlatıldı. Gericilik karşıtı mücadele için Halkevleri’ne sahip çıkılması gerektiği ve 2 Temmuz’da Sivas’ta olmanın ayrı bir önemi olduğu vurgulandı.

Açılış konuşmasının ardından Giresun Halk Tiyatrosu tarafından hazırlanan “Ölüler Meclisi” adlı skeç sergilendi. AKP’nin son dönem eğitim ve sağlık politikalarını teşhir eden skeç izleyiciler tarafından oldukça beğenildi. Kazım Koyuncu ile ilgili sinevizyon gösterisi yapılan gecede yerel müzik grupları eşliğinde Kazım Koyuncu parçaları hep beraber söylendi.

Oldukça coşkulu geçen geceye yaklaşık 400 kişi katıldı. 2 Temmuz Sivas çağrısıyla sona eren geceye; Eğitim-Sen, Haber-Sen, ADD, ÖDP, DSP yöneticileri destek verdi.

Ayrıca etkinlik alanına asılan “Gericiliğe Karşı 2 Temmuz’da Sivas’tayız” pankartı, izinsiz olduğu gerekçesiyle polis tarafından kaldırılmak istendi. Halkevi yöneticileri ile polis arasında çıkan kısa süreli tartışmaya katılımcı kurumların da sahip çıkmasıyla afiş alandan indirilmedi.

İZMİR

İzmir Gültepe Halkevi’nde 2 Temmuz anması
29 Haziran Pazar günü İzmir Gültepe Halkevi’nde 15. yılında Sivas katliamı ve gericilik konulu anma etkinliği düzenlendi. Etkinlikte Can Dündar’ın hazırladığı ‘Sivas Cehennemi O Gün' adlı belgesel gösterimi yapıldıktan sonra bağlama eşliğinde türküler söylendi. Sivas Katliamı’nın unutulmadığını ve unutturulmayacağını vurguladıktan sonra 2 Temmuz da Sivas’ta olma çağrısı yapıldı.

Etkinlik, 6 Temmuz Pazar günü yapılacak olan ‘Zülfikar şahin’ ve Hacı Bektaş Veli Derneği Semah Ekibi'nin de katılacağı ‘Sivas’ın ışığında gericiliğin karşısında buluşuyoruz’ adlı anma etkinliğine çağrıyla son buldu.

Çiğli Halkevi Gericiliğe Karşı Meşale Yaktı!
Çiğli Halkevi 2 Temmuz’u anmak ve unutturmamak amacıyla Uğur Mumcu Parkı’ndan başlayan meşaleli bir yürüyüşle başladı. Yürüyüş sırasında faşizm ve gericilik karşıtı sloganlar atılırken katliamın ardından 15 yıl geçtiği ancak katliamın faillerinin yargılanmazken, AKP Hükümeti’nin çeşitli kademelerinde görev aldığına dikkat çekildi. Gerici politikaların can yakmaya devam ettiği vurgusu sık sık yapıldı. Alkış ve sloganlarla balkonlardan destek bulan yürüyüşe yaklaşık 130 kişi katıldı.

Anma, Çiğli Halkevi önüne gelindiğinde o günü anlatan şiir ve müzik dinletileri ile devam etti. Çeşitli yerel ozanların ve halkevi bağlama kursiyerlerinin sahne aldığı dinleti gerçekleştirildi. Halkevi Başkanı Cuma Kuzu; bugün gericilik karşıtı mücadelenin gün geçerek önem kazandığını belirtirken, ayrıca etkinliğe katılan her kişinin kendine AKP’ye oy veren yan komşusuna bu konunun iç yüzünü aktarmak ve mecliste dolaşan bütün bürokratların bu katliamın hazırlanmasında payı olduğunu hatırlatmayı görev bilmesini istedi.

Saat 11.00 de Can Dündar’ın hazırladığı “O Gün” belgeseli gösterilerek etkinlik sona ererken Sivas ve Gündoğdu Meydanı’nda yapılacak mitinglere çağrı yapıldı.



Eskişehir’de 2 Temmuzda alanlarda
Eskişehir’de, aralarında Halkevleri'nin de bulunduğu sendikalar, meslek odaları, siyasi partiler ve çeşitli demokratik kitle örgütlerince düzenlenecek olan “2 Temmuz Sivas Şehitlerini Anma” etkinliği 2 Temmuz günü 18.00’da yapılacak olan bir yürüyüşle başlayacak. KESK binası önünden başlayacak yürüyüş Hamamyolu bölgesinde yapılacak bir basın açıklaması ile sonlanacak. Ayrıca Eskişehir Gültepe Halkevi bu yılki 2 Temmuz etkinliklerini sokakta mahallelilerle beraber de gerçekleştirecek.

Kaynak : Halkevleri Basın Merkezi

"2 Temmuz mu? Ne Olmuştu?"

Madımak Oteli'nde yaşananların 15'inci yıl dönümünde sokağa çıktık. İnsanlara "2 Temmuz size ne hatırlatıyor" dediğimizde yanıt ortaktı: "2 Temmuz mu? Ne olmuştu?"

BİA Haber Merkezi - İstanbul

01 Temmuz 2008, Salı

Bawer ÇAKIR

bianet Sivas'ta yaşananları sokağa sordu. Konuştuğumuz insanların yanıtı “Hatırlamıyorum, siz hatırlatsanız” oldu.

"Madımak Oteli'nde 37 kişi yakılarak öldürülmüştü" dediğimizde görüş vermek istediğini söyleyenlerin çoğu bu isteklerinden hemen vazgeçti.
Nurhan Özkanlı “Zıkkım yesinler”

57 yaşındaki ev kadını Nuran Özkanlı’ya Madımak Otelinde yaşananları hatırlattığımızda 37 kişinin ölümüne ilk tepkisi “Lanet olsun”du. “Bunu böyle yaz” diye de sıkı sıkı tembihledi.

"Madımak Otelinin altında kebapçı var" dediğimizde ise tepkisi daha da sertleşti: “Zıkkım yesinler.”
“Nesin ile hemşeriyim ve bazı fikirlerini de seviyorum”

Necat Metinyurt Aziz Nesin’in bazı fikirlerini beğendiğini söyleyen, tercümanlık ve rehberlik yapan 42 yaşındaki Necat Metinyurt aynı zamanda Nesin’in hemşehrisi.

“Yaşanmaması gereken şeylerin yaşandığını" söylerken sesi titriyor. “Zor kullanılarak kimsenin fikrini ve hayat görüşünü değiştiremezsin” diyor.

"Madımak Oteli’nin müze yapılmasını isteyen çeşitli sivil toplum örgütlerinin varolmasına dair birlik duygusuyla hareket edilmesi gerektiğinin altını çiziyor.

“Öldürülen insanların amacının bu ülkeye katkı sunmak olduğunu düşünüyorum” diyen Metinyurt'in çözüm önerisiyse şöyle:

“Yakmakla, idam etmekle, öldürmekle değil, herkesi anlamaya çalışarak, ayrımcılık yapmayarak arzu ettiğimiz topluma kavuşabiliriz.”

Madımak Oteli’nde katledilen insanların “kötü” hiçbir şey yapmadıklarını söyleyen üniversite mezunu 24 yaşındaki Funda Akın “Müze yapılması manalı. Ancak benim pek fazla bilgim yok” diyor.

Ufuk Yumrukaya & Emine Kılıçtepe28 yaşındaki Emine Kılıçtepe ve 24 yaşındaki Ufuk Yumrukaya aynı mağazada çalışıyorlar. İkisi de aynı şeyleri söylüyor: “İnsan ve Allah katında bu yaşananlar yanlış bir iş.”

Olayların ardından devletin konuya dair pek de iç açıcı şeyler yapmadığını, olayı aydınlatmak yerine üstünü örterek kamuoyundan bilgileri sakladıklarını söylüyorlar.
“Bu ülkede bir yıl önce yaşananlar dahi unutuluyor”

Üniversite mezunu, kuaför 27 yaşındaki Yasemin Uzun "Asgari saygıya ihtiyacımız olduğunu" düşünüyor.

Yaşananların "Yanlış olduğu kadar ürkütücü de olduğunu" söyleyen Uzun “Bu ülkede herkes unutkan. Ve kıymet de bilmiyor. Bir yıl önce yaşananları unutuyorlar, 15 yıl önceki olayları hatırlamaları zor” diyor. Yasemin Uzun

24 yaşındaki öğrenci Tuna Özvar diğer arkadaşlarının konuşmak istememesine kızıp fikirlerini paylaşıyor bizimle: “Binanın müze yapılmasının hayatını kaybeden insanlara bir getirisi olmaz.”

Olaylarla ilgili ciddi bir şey yapılmadığını belirten Özvar, kebapçıyı kapatmak değil insanların zihnini açmak gerektiğini söylüyor.
“Siz hatırlatmasaydınız aklıma gelmezdi”

Şoför Orhan Çakmakçı 31 yaşında. Madımak Otelinde yaşananlarla ilgili pek bir şey hatırlamadığını söylüyor. Olayların üzerinden bayağı bir zaman geçtiğini söyleyen Çakmakçı "Siz hatırlatmasaydınız aklıma dahi gelmezdi" derken başını önüne eğiyor.
“Sivas’ta yaşananlar Türkiye’nin gerçeği”

İlyas Kurt 19 yaşındaki İlyas Kurt o 4 yaşındayken yaşanan olayları hatırlıyor. “İnsanların fikirleri yüzünden öldürülmesi kötü. Ama bu ne yazık ki Türkiye’nin gerçeği” diyen Kurt sorularımıza kısa ve net yanıtlar veriyor.
“Orada kebapçının ne işi var?”

“Bu memlekette böyle şeyler olmamalı. Yapılanlar çirkin ve insanlık dışı ama ne yazık ki oluyor işte” diyen 63 yaşındaki emekli Ali Taştan keskin gözlerle “Siz ne düşünüyorsunuz? Taraf mısınız?” diye soruyor.

Suçluların yakalanması gerektiğini söyleyen Taştan otelin altındaki kebapçıdan bahsettiğimizde “Ben Sivaslı değilim, ne diyebilirim” diyor. Ama şu soruyu sormadan da edemiyor: "Orada kebapçının ne işi var?”

Olayın tasvip edilecek bir noktası yok diyen Yaşar Arslan 44 yaşında bir işçi. Sivaslı. Memleketinde yaşanan olaylarla ilgili tek sıkıntısı olayların “Sivas Katliamı” olarak anılması.

Binlerce insanın bir anda otelin etrafında toplanmasının ilginç olduğunu söyleyen Arslan etkinliğe gelen katılımcıların da payları var diyor. Arslan'ın düşüncesi “O insanların Sivas’a gelmeleri yanlıştı. Yaşananlar da biraz da onların payı var.”
“'Katil Sivaslı' dedi mal almayı bıraktım”

“Olaylarının üstüne yeterince gidildi mi?” diye sorunca “Yeterince gidilmedi. Ama benim için olayın meydana geliş kısmı önemli. Süreçte Sivas’ın dışındaki etkenlerin payı büyük.”

1993 Temmuz’un da esnaflık yaptığını ve dükkanına mal veren dağıtımcının kendisine “Katil Sivaslı” dediğini anlatan Arslan o sözden sonra dağıtımcısını değiştirdiğini de ekliyor sözlerine.
“İnsan belleği unutmakla yaralıdır”

Eski bir Osmanlı atasözü “Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür” diyor.. Yani “İnsan belleği unutmakla yaralıdır” 15 yıl sonra sokaktaki insanlar Sivas’ı ve Madımak Otelinde yaşananları ancak biri kendilerine anımsatınca hatırlıyor. Ve şu Metin Altıok dizeleri bazı tesadüflerin gülümsetemediğini anlatıyor:

“...sonunda kendime bir top yangın edindim,
soluğumla besledim dudağımın ucunda.
ömrümün külüydü savrulan hep ardımda,
örterek yavaş yavaş bıraktığım izleri
yanmış bir günün sürüklenen kanatlarıyla
koştum, durmadan koştum o küçük yangınımla,
adımın çaresiz kıyılarında kendi göğümü bulmaya...”(BÇ/EZÖ)

Fotoğraflar: Ece Yıldız

Kül Yağıyor Üstümüze İnceden NİHAT BEHRAM

“Böyle giderse bunlar Sivaslıyı on misli ile İstanbul’da karşılarında görecekler!” Sivas’taki ‘cehennem yangını’nı izleyen günlerde (6.7.93), Milli Gazete’deki yazısında S.Albayrak bu ‘tehdit’le sunuyordu sevincini!.. “Selam Size” başlıklı imzasız yazıyla ‘Taraf’ adlı dergi ise, “Geçen ay çok bereketli geçti.70 yıllık cumhuriyet tarihinin en büyük direnişlerinden biri, 2 Temmuz’da Sivas’da yaşandı...İnsanlarımız yargılama ve cezalandırma hakkını kullanmıştır.Bu hak müslümanlarındır.Lamı cimi yok!” diye sunuyordu aynı ‘sevinci’. Türkiye adlı gazetede A.Songar, Pir Sultan’ı “İnatçı bir Osmanlı ve Türk düşmanı ve işi gücü Anadolu halkını tahrik etmek olan” diye niteleyip, “Böyle bir kişiyi mutasavvıf şair, halk ozanı gibi gösterip adına şenlikler düzenliyorsunuz, sonra da her yanı ile ne olduğu belli Aziz Nesin’i getirip orada konuşturuyorsunuz!” diyordu. ‘Hak ettiğinizi buldunuz!’ imâsıyla.

Sevincin acımasızı olur mu? Oluyor işte..

Aynı olay, yani bu ‘cehennem yangını’ üstüne ‘fetva’nın en acımasızı, eski solcu şair İsmet Özel’inkiydi. Milli Gazete’deki “Sivas Semalarında Sırp Teyyareleri Uçacak mı?” başlıklı yazısında, “Aklıma takılan şu: Aziz Nesin gibilerin kendilerini güvenlikte hissetmeleri için, Sırp (veya Grek, Ermeni, Rus veya Amerikan) uçaklarını Sivas semalarında görmeleri mi gerekiyor? Giderek olayların Türkiye’de yaşayan insanları şöyle bir tercih karşısında bırakmaları ihtimali kuvvet kazanıyor: Ya müslüman Türkiye, veya hiç!” diyordu.

En acımasızıydı. Çünkü, zalimce yakılan insanların şairler, seçkin sanatçılar olmaları bir yana, İsmet Özel, ‘cehennem yangını’nda yakılan bu insanların çoğunu en azından, yakinen tanımış, bir dönem onlarla düşünce-gönül birliği içinde olmuş bir kişiydi.

İ.Özel, ‘Şiir Dersleri’nde şairi ‘zalime karşı mazlumun yanında olması’ diye tanımlasa da, adını koymadın mı, ‘zalim kim mazlum kim’ sorusu, hayat içinde farklı anlam yükleniyor işte! Yani ‘salt tanım’ yetmiyor demek ki..Yazısısı bunu tanmamlıyordu, yani ‘zalim ve mazlumun kimliği’ hakkındaki düşüncesini.

Koray Kaya’ydı en gencinin adı. Daha 12 yaşında. En büyük düşü saz çalmak, ozan olmak. Hasret Gültekin’e hayran. Bir de Sait Metin’e. Sait gencecik, ama saz dile geliyor kucağında. Hasret de gencecik. Fidan yaşlarında. Daha 24ündeler. Koray’ın doğum günü 1 Mayıs. Rastlantıya bak: Hasret’inki de öyle. 2 Temmuz günü Sivas’da aynı oteldeler. Koray’ın babası, ‘Oğlum, gördün işte hepsini, Hasret abini de, Sait abini de, biz evde kalıyoruz, artık eve gel!” diye çağırsa da, Koray aynı otelde kalmak istiyor kahramanlarıyla. Menekşe de orada kalmak istiyor.Menekşe Kaya. Koray’ın ablası. Semah grubunun üyesi. O gece o da kardeşiyle kalıyor aynı otelde. Nesimi Çimen, Muhlis Akarsu, Asım Bezirci, Metin Altıok, Behçet Aysan.....hayranı oldukları insanlarla. Nicedir düşlerinde süsledikleri bir gece.

Yangın başladığında, Hasret, “Koray sen çık git, babanın yanına git, çocuksun, sana bir şey yapmazlar!” diyor. Koray bırakmıyor Hasret’i. ‘Aynı gün doğduk ya, tam 1 Mayıs günü, ölürsek de aynı gün ölelim!’ dercesine bakıyor Hasret’e. Tutmuş elini, bırakmıyor.

Hasret, şakacı, haylaz; kardeşim gibi yakın. Muzip, acar, zeki. En önemlisi, inanılmaz bir yetenek kuyusu..Nice gecelerde çalmış, söylemişiz birlikte. Sürekli şiir istiyor benden türkü yapmak için. Ona, ‘Nar Çocuk’u daha okurken başlamıştı incecikten incecikten türküsünü söylemeye. O dönem, yirmisinde bile değildi. Dolaşıp duruyorduk yabanellerde, geceden geceye..

“Nar çocuk
Acar çocuk
Dal olur
Açar çocuk

Dişleri
Erik erik
Isırır
Uçar çocuk

Bakışı
Yavru geyik
Yüzünde
Saçar çocuk

Ay doğar
Kumrulanır
Uykuda
Naçar çocuk

Gün olur
Çiğdemlenir
Dağlara
Kaçar çocuk”

Hasret ne güzel döşemişti bu şiirimi türküye. Son bestesi oldu. ‘Türküler Yalan Söylemez’ kasetinde izi kaldı. Külden ve gülden izi.Aynı diziden şiir türkü düşlerimiz vardı, kül oldu, incecikten incecikten yağdı üstümüze. İçimizi gülümüzün dikeni sardı.

Koray, ablası Menekşe, kahramanları Sait, Metin, Behçet, Nesimi Çimen...her biri bir esinti. Külden ve gülden..

Kül oldular ama, sesleri, yüzleri, düşleri içimizde..acının yuvasında yine halk için, ışık için, sevda için, masum için, mahzun için, mazlum için cıvıldar. Günden güne, gülden güle, yana yana, kana kana..

‘Mazlum’ dedim de, ‘Cehennem yangını’ndan yıllar sonra, Mazlum Çimen’le kalktık İskenderun’a gittik. Irak’taki vahşetin İskenderun ayağını zalimlere kapatma eylemi için. Ben şiir okuyacaktım, o saz çalıp türkü söyleyecekti. Sahnede Mazlum’a bakarken aklıma babası geldi. Sivas’tan Anadolu’ya kül yağdıran ‘cehennem yangını’! Konuşmama,“Bir yanımız kül, bir yanımız gül, kalktık geldik Mazlum’la!” diye başladım.. Mazlum, babasının küllerinde gürze dönmüş acısıyla ‘gümbür gümbür gümbürdedi!’.

Hani ‘sevda acısı’ dedikleri içe çekilir de, halkın acısı, böyle gümbür gümbür gümbürder.

‘Lamı cimi yok’: Zalimin ‘sevinci’ küldense, mazlumun acısı yeryüzünden, gökyüzündendir.

Nihat Behram / Temmuz 08

"Ülkemizin Vicdanı 2 Temmuz’da Alanlarda olacak, Madımak Oteli’nin önünde buluşacak …"

Pir Sultan Abdal’ı anmak üzere Sivas’a giden 33 insanın Madımak Oteli’nde yakılarak katledilmesi, Ortaçağ vahşetiyle Türkiye’nin aydınlığına, çağdaşlığına, demokrasi ve laikliğe, halkların kardeşliğine, birarada yaşama kültürüne ve çok kültürlülüğe yapılan bir saldırıydı. Bundan 15 yıl önce Sivas’ta gerçekleşen gerici, şeriatçı, faşist katliam devletin ve güvenlik güçlerinin gözetiminde yaşandı. İnsana, aydınlığa, düşünce özgürlüğüne düşman ırkçı ve şeriatçı güçler, “Şeriat isteriz”, “Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yıkılacak” sloganları atarak savunmasız insanları bir otelde kıstırdılar ve oteli ateşe vererek, tarihe karanlık bir sayfa eklediler.

Bu kara leke, AKP iktidarının Madımak Oteli’nin müze olmasına ilişkin talepleri görmezden gelen tutumu ile Madımak’ın müze olması için verilen kanun teklifini reddetmesiyle, dahası Sivas Belediye Başkanı Sami Aydın’ın, Madımak Oteli’nin altında açılan kebapçının yerine kütüphane ya da çiçekçi açılması veya binanın müzeye dönüştürülmesi tekliflerine karşı “Pişmiş aşa soğuk su katılmaz” cevabı ile daha da büyümüş, otel binasının kebap salonu olarak hizmet vermesini onaylayan bu tutum, Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’ın Madımak Oteli’nin kamulaştırılması için yeterli bütçeye sahip değilim demesi de en az Madımak Katliamı kadar canımızı yakmış, ruhumuzu incitmiştir.

Bu nedenle Madımak Oteli’ndeki insanlık dışı kıyımın vicdanlarımızda yarattığı utancı hep birlikte temizlemek gerektiğine inanıyor ve bunun salt Alevilerin sorunu olmadığı kanaatini taşıyoruz. Madımak’ın toplumsal belleğimizde açtığı yarayı da demokrasiye, insan hak ve özgürlüklerine, eşitliğe, çok kültürlülüğe inanan kesimlerle sarabileceğimizi biliyoruz. Madımak Katliamı’yla yüzleşmenin ve gerçek faillerin bulunmasının gerekliliğine inanıyor, 2 Temmuz’un unutulması halinde farklı kimlik ve inançtaki her insanın can ve mal güvenliğine yönelik tehditlerin artarak devam edeceğini görüyoruz.

Türkiye, geçmişindeki bu utancı temizlemek, geleceğini de aydınlatmak zorundadır. Bizce bunun çözümü Madımak Oteli’nin müzeye dönüştürülmesi, katliamın karanlıkta kalmış gerçek faillerinin bulunması ve Alevilerden özür dilenmesidir. Yeni Madımaklar yaşamamak için 2 Temmuz’un unutturulması yönündeki girişim ve çabalara set çekmek, toplumun ve devletin yüzleşmesini sağlamak bu açıdan önem taşımaktadır. Bu nedenle, 2 Temmuz’da Sivas’ta yapılan anmalar önem arz etmektedir.

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, 15 yıldır kararlı bir şekilde Madımak katliamının, sadece Madımak’ın da değil, bir arada yaşama kültürünü tahrip eden karanlıkta kalmış bütün katliamların aydınlığa kavuşturulması için mücadele veriyor ve laikliği, bireyin ve emeğin özgürleştirilmesini, devletin demokratikleştirilmesini savunan güçlerle omuz omuza olmayı önemsiyor. Omuz omuza verdiğimiz mücadelede dostlarımızı şimdi 2 Temmuz’da Madımak Oteli önünde görmek istiyoruz.

Her yıl olduğu gibi bu yıl da 2 Temmuz’da Madımak Oteli’nde karanfillerimizi bırakıp kaybettiğimiz değerleri anacağız. Madımak Oteli’nin müzeye dönüştürülmesine ilişkin mücadeledeki kararlılığımızı bir kez daha göstereceğiz. Anma töreninde aramızda sizleri de görmeyi arzuluyoruz. Vereceğiniz desteğin, farklı kültürlerin ve inançların bir arada yaşayabileceği bir Türkiye özleminin gerçekleşmesine katkı sunacağını, Madımak katliamını unutturmak isteyen çevrelere etkili bir cevap olacağına inanıyoruz.

Türkiye’nin aydınlığına, çağdaşlığına, demokrasi ve laikliğe, halkların kardeşliğine, eşitliğe, özgürlüğe, bir arada yaşama kültürüne ve çok kültürlülüğe inanları, Alevi Örgütlerimizi, Sol Siyasi Partilerimizi, Sendikalarımızı, Demokratik Kitle Örgütlerimizi, Odalarımızı, Barolarımızı, Emek ve Demokrasi güçlerimizi kısacası ülkemizin vicdanını 2 Temmuz 2008 Çarşamba günü Alanları doldurmaya, Sivas’ta Madımak önünde buluşmaya davet ediyoruz. Saygılarımızla;

Genel Başkan

Av.Fevzi Gümüş

Türkülerle Sivas anması

Sivas'ta yitirdiklerimiz, katliamın 15. yılında Erdal Erzincan, Tolga Sağ ve Muharrem Semiz'in türküleri eşliğinde anıldı...
soL (Haber Merkezi) Sivas katliamının 15.yılında, katledilen 37 aydın İstanbul Maltepe'de düzenlenen bir etkinlikle anıldı. Maltepe Nazım Hikmet Kültür Evi'nin "Sivas'ın Ateşi Sönmeyecek" adıyla düzenlemiş olduğu anma programı, Kültürevi'nin bulunduğu Beşçeşmeler Meydanı'nda gerçekleşti.

Kartal ve Maltepe bölgesinden yaklaşık 2 bin kişinin katıldığı ve Nazım Hikmet Kültür Merkezi'nin, katliamın 15.yılı nedeniyle yayınladığı bildirinin okunmasıyla başlayan anma, şair Ömer Lütfü Demircan'ın seslendirdiği şiirler ve Serdar Kemal'in sazı ve türküleriyle devam etti.

Anmada Türkiye Komünist Partisi adına bir konuşma yapan Merkez Komite üyesi Kemal Parlak, Cumhuriyet tarihinde gerici ayaklanmalar olarak kabul edilen Çorum, Maraş ve Kanlı Pazar katliamlarının sorumluları olan kara yobazların, bundan 15 yıl önce Sivas katliamını da gerçekleştirdiklerini söyleyerek, aynı yobazların bugün de iktidarda olduklarını belirtti. Parlak, bugün gericiliğin demokrasi söylemiyle, liberalleri de yanına alarak, Amerikancılıkla, Sorosculukla, Fethullahçılıkla ülkemizi bir manda cumhuriyet haline getirmeye çalıştığını ifade etti. Sivas'ta aydınları diri diri yakanların, bugün AKP'ye karşı olan herkesi ergenekoncu ve darbeci olarak nitelendirdiğini ifade eden Parlak, asıl darbecinin AKP Hükümeti olduğunu vurguladı.

Anmanın son bölümünde sahne alan "Türküler Sevdamız" Erdal Erzincan-Tolga Sağ-Muharrem Temiz, Sivas katliamını türküleriyle andılar. Türkülerinden önce katılımcılara seslenen Tolga Sağ, 1993 yılında Sivas'ta yaşananların bu ülkenin utancı olduğunu ve bir gün mutlaka bu utancın temizleneceğine olan inancını ifade etti.

Anma, 2 Temmuz Salı günü İstanbul Kadıköy İskele Meydanı'nda Sivas katliamının 15.yılı nedeniyle düzenlenecek mitinge ve 6 Temmuz Pazar günü yapılacak "karşı yürüyüş"e yapılan çağrı ile sona erdi.
click to comment