Varlık ÖZMENEK
25 Mayıs günü şöyle bir selâm ulaştı; Mavi Defter okuyucularıyla paylaşmak, tanıştırmak istedim:
"canım ağbim Varlık Özmenek,
Rüzgâr Şiir yaşam bu yıl 10 yaşına giriyor bu sayıda ana tema "Savaşa Geç Kalmak" Sivas Katliamı'nda yitirdiğimiz canlara ve tüm bilinç savaşçılarınına armağan edilecek... karartılmaya çalışılan bilincin karartılamayacağı inancıyla inatla sizlerden öğrendiğimiz güzelliklerle aydınlanmanın onulmazlığıyla savrulacağım son ana değin... Ağbi sayfa sınırlaması yok rahat ol yazım aşamasında... ben dervişliğe vurdum, can bilinci olan memleket insanları öyle çok ki... Canım insan en geç 03.haziran'a kadar hazır olursa çok güzel olur.... Çünkü 03 Temmuz'da çıkacak.... Heyecanla bekliyorum...
Rüzgâr Şiir Yaşam adına
Murat Koçak"
Şöyle bir yanıt verdim:
“Sevgili Murat,
Ben 15 yıldır 3 Temmuz'u yazamadım. (Olduğu kadarıyla yazma becerim yandı-dondu!)
Senin sayende ve okuyunca göreceksin -tanır mısın bilmiyorum- yeğenim Murat sayesinde ilk denemem bu yazı olacak.
Belki bundan böyle ucun-ucun yazabilirim. İçtenlikle söylüyorum.
Sürekli yazdığım Mavi Defter'e de gönderdim.
Dilerim ayıp bir şey yapmamışımdır. ruzgarlik da mavidir.
Sevgiyle. V.Ö. “ (28 Mayıs 2008, Ankara)
…
Şimdiii… 3 Temmuz Sivas’ı… 15 yıl sonra ilk kez yazabilmeye yanıyorum. Madımak. (pardon!) Çalışacağım. Daha bir ay kadar var ama anca yazar sorarım…
*** *** ***
Yanmak ve donmak!
Yazmağa çalışmak…
- Solfej nedir?
Bir müzik terimi (Fr.) “Notaları değerlerine, ses ve ritimlerine göre uygulama, seslendirme çalışması.”(1)
- Ya Sorfej?
- Bir gazetecilik terimi (Tr. Benim uydurmam): Soru işaretlerini olaylara, nesnel gerçeklik ve güncellenmelerine göre uygulama, fikr-i takip çalışması, diyesim geliyor.
Journalist (Fr.gazeteci) ?
- (Tr.) Günü çözümleyen kişi…
(Türkçesi: Yine bana öyle gelir ki; ‘Dünya hergün yeniden kurulur; biz habercisiyiz…’ )
Mavi (bir) Defter’de…
*** *** ***
Türkiye’de?
Söyleyin.
Söylemeyin, sorun.
Sordukça açılacaksınız: Sadece (Temel İsmail değil) Temel İnsanlık Hakkı’nız: Doğru haberdar olma ve doğru bilgiye ulaşma temel hakkınız.
Tadacaksınız.
Sadece “insanlık” değil, Temel İnsanlık Hakkınız…
Her zaman: Önce (temel) okuyucu…
O varsa, ve (velev ki tek başına) kaldıysa…
Ne diyor gazeteci Ahmet Rasim(1865-1932) yaklaşık yüz yıl önce: “Gazetecilikten önce, gazete nasıl okunur, ve gazetede yazılı olan şeyler nasıl anlaşılır? Önce bu…” (2)
O varsa, ve kaldıysa gazeteci olur ve vardır… Ve sor(gul)ar:
. Dünya hergün yeniden kurulur da, biz neresindeyiz?
Kaldıysa Mehmet Barlas’a da sorulabilir: (3)
Ve yanıtı aranabilir. (4)
. 3 Temmuz Sivas ..?
…Ve bir not(lar) düşülebilir.(5)
*** *** ***
Murat Özmenek’in bugünlerde (3 Temmuz Sivas’a doğru) kitapçılara dağıtmağa çalıştığı “Zemberek” haber/karikatür kitabı (Hidro Proje Yayınları, Ankara, Mayıs 2008) kapkara karşılıklı iki sayfa zeminde dişi-beyaz dizilmiş bir tümce ile bu soru işaretini zemberekliyor en baştan:
. “1993’te Sivas’ta katledilen çizer arkadaşım Asaf Koçak’ın sonsuzluğa uzanan aydınlık çizgileri anısına…”
1995-2005 arası… bir sayfada haber, bir sayfada çizgi seçkisi. Görkemli düşüncesi ve baskısıyla bir usta işi soru işareti çalışması; 130 sayfa.
Sorunuz çeviriniz.
Kitap, İki haber arasında Hürriyet’iyle Milliyet’iyle ve cümle illiyetiyle Türkiye’nin son 100 yılını on yıl tırnak içinde çizgiliyor;
. “En geç 98’de Avrupa Birliği’ne tam üyeyiz. Çiller, Hürriyet’e bir açıklama yaparak ‘İddia ediyorum ki Türkiye en geç 3 yıl içinde AB’ye tam üye olacaktır.’ Dedi. (…) Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller, Susurluk’taki kazada ölen firari ülkücü Abdullah Çatlı’yı tanımadığını belirterek, ‘Devlet uğruna kurşun atan da, kurşun yiyen de bizim için saygıyla anılır. Onlar bizim için şereflidir’ dedi.” Hürriyet, 7 Mayıs 1995…
Haberiyle başlayıp şöyle de bittiyor:
“…Deniz Baykal, ‘terörün arkasında iki siyasi proje olduğunu’ belirterek, şu uyarılarda bulundu: ‘Birisi Cumhuriyet’ten intikam almak istiyor. Bu terör Hizbullah El Kaide terörü. İçerde himaye eden siyasiler var. Diğeri Türkiye’nin kardeşliğini bozmaya yönelik. Bu bayrak, bu vatan bizim. Türkiye’yi parçalatmayacağız. Hepimiz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyız. Yapma kardeşim, ayrılıktan hayır yok. Sürüden ayrılma.’ Milliyet, 20 Kasım 2005”
*** *** ***
“Sürü” ha yürü!
..? zehir zemberek, sordukça açılacaksınız.
Düşündükce…Arka kapak yazısı:
. “Kurcalarken boşaldı hayatın ve zamanın zembereği…”
Dikkat!
Nereye?
- Hangi temel insan hakkına tekabül eden sorumluluk mesleği?
- Dibe ve dip notlara doğru…tırnak içleri.
*** *** ***
(*) Çok acı (söz). Ömer Asım Aksoy, Deyimler Sözlüğü, Türk Dil Kurumu Yayınları, Türk Tarih Kurumu Basımevi-1981 (1) “Türkçedeki Yabancı Sözcükler Sözlüğü”, Ali Püsküllüoğlu, Arkadaş Yayınevi, Ankara, 1997
(2) “100 Soruda Türk Basın Tarihi” Hıfzı Topuz, Gerçek Yayınevi, Birinci Baskı: Mart 1973, s.116
(3) “Keşke her şeyi unutsak ve her gün sıfırdan hayata başlayabilsek” (Sabah, 25 Mayıs 2008)
“Unutkan insanlar güçlü belleği olanlara imrenir. Bazılarına göre güçlü bellek, başarıya ulaşmayı kolaylaştırır.
Oysa unutabilmek doğanın insana bahşettiği nimetlerden biridir.
Türkiye gibi bir ülkede yaşıyorsanız, her şeyi belleğinizde koruduğunuz oranda hayatı kendini tekrar eden tek düze bir süreç olarak görürsünüz. Hiçbir şey sizi şaşırtmaz.
Gazete manşetlerinde ilk kez olmuş gibi sunulan durumları kaçıncı defa gördüğünüzü hatırlarsınız ve canınız sıkılır.
Bebekler ve çocuklar geçmişte hatırlanacak durumlara tanık olmadıkları için mutludurlar.
Örneğin dünkü Vatan gazetesinde "Halkbank' tan Vatan' a reklam ambargosu" diye bir başlık vardı. Haberde şu bilgiler verilmişti:
- Halkbank'ın toplamda yaklaşık yarım milyon YTL' ye mal olan ilanları dün başta Hürriyet, Sabah, Milliyet olmak üzere bütün günlük gazetelerde çıktı. Halkbank' ın ilan verdiği gazetelerin listesi şöyle: Hürriyet, Sabah, Milliyet, Posta, Akşam, Zaman, Türkiye, Radikal, Cumhuriyet, Bugün, Star, Takvim, Yeni Şafak, Referans, Güneş ve Taraf.
Bu haberi okuyunca belleğimde buna benzer bilgilerin depolandığı gri hücrelerin ısındığını hissettim.
1990'ların başında, Sabah'ın o zamanki sahibi Dinç Bilgin gazetedeki odama girdi..
- Kamu bankaları Sabah'a ilanları kesti. Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Güneş Taner için yaptığımız haber yüzünden kamu bankaları bize artık ilan vermeyecek. Durum çok ciddi, dedi.
Özür dilendi
İki gün önce Güneş Taner hakkında gerçekten asılsız ve uygunsuz bir haber Sabah'ın manşetinde yayınlanmıştı
Dinç Bilgin'in çok endişeli hali beni üzmüştü. Arkadaşım olan Güneş Taner'i telefonla aradım ve bir gazeteye kamu bankalarının ilan boykotu uygulamasının basın özgürlüğü ile bağdaşamayacağını söyledim
Güneş Taner gazetenin manşetinden uğradığı haksız saldırının aile hayatında yarattığı krizi anlattı... Sonra, "Bu haberin sorumlusu olan Zafer Mutlu Ankara'ya gelsin, bakanlıktaki odamda benden özür dilesin" dedi.
Ben Taner'in bu sözlerini Dinç Bilgin'e naklettim. O da, Sabah'ın o dönemdeki Genel Yayın Yönetmeni Zafer Mutlu'yu hemen Ankara'ya gönderdi. "Diz çökülerek" özür dilendi ve ilan boykotu sona erdi.
Aradan 20 yıl geçtikten sonra Zafer Mutlu'nun yönetimindeki bir başka gazetenin kamu bankalarının ilanlarının dağıtımı konusunda haksızlığa uğradığını haber yapması, güçlü bellek sahibi olmanın özenilecek bir şey olmadığını tekrar düşündürdü bana.
Basın-iktidar ilişkileri konusunda belleğim öylesine dolu ki...
1987 yılıydı. Özal Başbakan'dı ve Davos'taydık.
Belvedere Oteli'nin barında, o zaman Hürriyet'in sahibi olan Erol Simavi'yle viskilerimizi yudumlayıp, sohbet ediyorduk. Yanımıza Özal'ın danışmanı olan Can Pulak geldi ve Erol Simavi'ye "Başbakan sizi bekliyor" dedi.
Ne konuşmuşlar?
Erol Simavi yarım saat kadar sonra bara geri döndü. Ben sormadan Başbakan'la ne konuştuğunu anlatmak gereğini hissetti:
- Kemal Ilıcak çok zor durumda. Özal'ın ona yardım etmesini istedim, dedi.
Biz barda otururken, Sabah'ın Genel Yayın Yönetmeni Zafer Mutlu'nun, Can Pulak'ın eşliğinde Özal'ın odasına gittiğini gördüm.
Akşamüstü Özal'ın odasına gittim.
Sordum ona:
- Erol Simavi'yle ve Zafer Mutlu ile ne konuştunuz?
Özal anlattı:
- Erol Bey'in sahip olduğu bir sigorta şirketi zor durumdaymış, onu kamunun satın almasını istedi. Zafer Mutlu da, Emlak Bankası'nın Ataşehir Projesi'nin tanıtım ve pazarlama kampanyasının Sabah'a verilmesini istedi.
Bunları hiç unutmamak iyi bir şey mi size göre?
"Siyaset-Medya-Banka" üçgenindeki ayıplı ilişkilerin 28 Şubat döneminde ayyuka nasıl çıktığını, bugün de "Laiklik tehlikede" diye kampanyalar açan ve demokrasiyi sabote edenlerin aynı isimlerden oluştuğunu hatırlamasak daha doğru olmaz mıydı?
Bir düzeltme yapayım... O dönemlerden sadece Dinç Bilgin devre dışı kaldı.
O da yaşadıklarını hiç unutmayanlar arasında şimdi. “
(4) “Zafer Mutlu iş takipçiliği konusunda kurs açabilir “ (Yeni Şafak, 27 Mayıs 2008)
“Barlas, “Zafer Mutlu reklam almak için diz çökerek özür diledi” iddiası üzerine kendisini 'iş takipçisi' olmakla suçlayan Mutlu'ya sert cevap verdi: “İş takipçiliği konusunda doktora kursu açacak bilgi ve deneyimin var.”
İSTİHBARAT SERVİSİ / İSTANBUL
Sabah gazetesi Mehmet Barlas, Pazar günkü köşesinde yer alan “Zafer Mutlu Sabah'ın genel yayın yönetmeniyken banka ilanlarını kesen dönemin bakanı Güneş Taner'in önünde diz çökerek özür diledi” iddiasına “Bu şerefsizce bir karalamadır” şeklinde karşılık veren Vatan'ın patronu Zafer Mutlu'ya yönelik sözlerini sertleştirdi:
“İş takipçiliği konusunda, Zafer Mutlu'nun doktora kursu açacak bilgi ve deneyimi var.” Vatan Gazetesi'nin patronu Zafer Mutlu ile Mehmet Barlas arasındaki polemik sürüyor. Zafer Mutlu, Mehmet Barlas'ın, “Sabah'ın yayın yönetmeni olduğu 90'lı yıllarda, Ekonomiden Sorumlu Bakan Güneş Taner'den, kamu bankalarının reklam ambargosunu kaldırmak için diz çökerek özür diledi” iddiası üzerine dün şu cevabı verdi:
ÖZRÜ DOĞRULADI
“Doğrudur, haberin Güneş Taner'i ve ailesini rencide eden bölümleri için özür diledim. Taner de bana kendisiyle ilgili bir haber için kamu baskısı yapmasının yanlış olduğunu ama başka çaresi kalmadığı için bu yola başvurduğunu söyledi. 'Diz çöküp ilan için özür dilemem' gibi bir şey asla söz konusu olmadı. Bu iddia şerefsizce bir karalamadır. Ama sizin gibi Sabah'ın manşetlerinden 'İhale takipçiliği' ilan edilmiş birisinin yine nasıl Sabah'ta yazdığını okurların hayal gücüne bırakıyorum. O koca gövdenizle nasıl eğilip büküldüğünüzü bütün Türkiye ama daha detaylı olarak da bütün meslektaşlarımız nasıl olsa çok iyi biliyor.”
Barlas ise Yeni Şafak'a yaptığı yazılı açıklamada Mutlu'ya yönelik üslubunu sertleştirdi. Barlas Mutlu için şunları söyledi: “İş takipçiliği konusunda da Zafer Mutlu'nun doktora kursu açacak bilgi ve deneyime sahip olduğunu eklemeliyim. Banka batırmaktan gazete batırmaya uzanan iş takipçiliği ihtisasını, dilerim girmeye çalıştığı yeni medya grubuna da aktarmaz.”
Mutlu balet kadar ince ve zarif!
Barlas, kendisine 'koca gövdeli' diyen Mutlu'ya kiloları için de göndermede bulundu: “Özür dilenen Taner'in 28 Şubat'ta Sabah'a danışman alındığı da bilinmeli. Kesin olan şu ki kamu bankalarının ilanları kesilmesin diye 'özür dilenmiş'tir. Bunu bir balet kadar ince ve zarif gövdeye sahip olan Mutlu da doğrulamış. Benim koca gövdemle kime eğilip bükülmediğimin tanığı da herhalde Zafer Mutlu olamaz. Çünkü 28 Şubat'ta Sabah'ta susturulduğum ve sonra Sabah'ın iki yazarının da andıçlandığı dönemde, Cavit Çağlar'la ortak banka almak için kimin gövdesi kimlerin karşısında eğilip bükülüyordu, tahmin edilebilir. “
(5) Genç Zafer Mutlu’nun gazetecilikte başlangıç yıllarına biraz emek ve -kendi ifadesiyle- çok da umut veren biri olarak… Ve de 12 Eylül sonrasında Ankara’da biten gazeteciliğini İstanbul’da canlandırmasına sebep, iş arayan, bulan ve hararetle tavsiyelerde bulunan biri olarak, -hem bu meslek hem de böyle bir meslektaşlık adına örnekleri bir hayli ve kesin umutsuz- aklıma hep Yahya Kemal’in “Sessiz Gemi”sinin finali gelir:
“ (…) Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden.
*** *** ***
Yanmak ve donmak.
3 Temmuz Sivas… karanlık.
Yazmak-çizmek: Zemberek!
Öyle bir haber: Karanlığı yakılası gemiler…
----------------------------------------------------------------------
20 Mayıs 2008
ozmenek@ada.net.tr
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder