Varlık ÖZMENEK
25 Mayıs günü şöyle bir selâm ulaştı; Mavi Defter okuyucularıyla paylaşmak, tanıştırmak istedim:
"canım ağbim Varlık Özmenek,
Rüzgâr Şiir yaşam bu yıl 10 yaşına giriyor bu sayıda ana tema "Savaşa Geç Kalmak" Sivas Katliamı'nda yitirdiğimiz canlara ve tüm bilinç savaşçılarınına armağan edilecek... karartılmaya çalışılan bilincin karartılamayacağı inancıyla inatla sizlerden öğrendiğimiz güzelliklerle aydınlanmanın onulmazlığıyla savrulacağım son ana değin... Ağbi sayfa sınırlaması yok rahat ol yazım aşamasında... ben dervişliğe vurdum, can bilinci olan memleket insanları öyle çok ki... Canım insan en geç 03.haziran'a kadar hazır olursa çok güzel olur.... Çünkü 03 Temmuz'da çıkacak.... Heyecanla bekliyorum...
Rüzgâr Şiir Yaşam adına
Murat Koçak"
Şöyle bir yanıt verdim:
“Sevgili Murat,
Ben 15 yıldır 3 Temmuz'u yazamadım. (Olduğu kadarıyla yazma becerim yandı-dondu!)
Senin sayende ve okuyunca göreceksin -tanır mısın bilmiyorum- yeğenim Murat sayesinde ilk denemem bu yazı olacak.
Belki bundan böyle ucun-ucun yazabilirim. İçtenlikle söylüyorum.
Sürekli yazdığım Mavi Defter'e de gönderdim.
Dilerim ayıp bir şey yapmamışımdır. ruzgarlik da mavidir.
Sevgiyle. V.Ö. “ (28 Mayıs 2008, Ankara)
…
Şimdiii… 3 Temmuz Sivas’ı… 15 yıl sonra ilk kez yazabilmeye yanıyorum. Madımak. (pardon!) Çalışacağım. Daha bir ay kadar var ama anca yazar sorarım…
*** *** ***
Yanmak ve donmak!
Yazmağa çalışmak…
- Solfej nedir?
Bir müzik terimi (Fr.) “Notaları değerlerine, ses ve ritimlerine göre uygulama, seslendirme çalışması.”(1)
- Ya Sorfej?
- Bir gazetecilik terimi (Tr. Benim uydurmam): Soru işaretlerini olaylara, nesnel gerçeklik ve güncellenmelerine göre uygulama, fikr-i takip çalışması, diyesim geliyor.
Journalist (Fr.gazeteci) ?
- (Tr.) Günü çözümleyen kişi…
(Türkçesi: Yine bana öyle gelir ki; ‘Dünya hergün yeniden kurulur; biz habercisiyiz…’ )
Mavi (bir) Defter’de…
*** *** ***
Türkiye’de?
Söyleyin.
Söylemeyin, sorun.
Sordukça açılacaksınız: Sadece (Temel İsmail değil) Temel İnsanlık Hakkı’nız: Doğru haberdar olma ve doğru bilgiye ulaşma temel hakkınız.
Tadacaksınız.
Sadece “insanlık” değil, Temel İnsanlık Hakkınız…
Her zaman: Önce (temel) okuyucu…
O varsa, ve (velev ki tek başına) kaldıysa…
Ne diyor gazeteci Ahmet Rasim(1865-1932) yaklaşık yüz yıl önce: “Gazetecilikten önce, gazete nasıl okunur, ve gazetede yazılı olan şeyler nasıl anlaşılır? Önce bu…” (2)
O varsa, ve kaldıysa gazeteci olur ve vardır… Ve sor(gul)ar:
. Dünya hergün yeniden kurulur da, biz neresindeyiz?
Kaldıysa Mehmet Barlas’a da sorulabilir: (3)
Ve yanıtı aranabilir. (4)
. 3 Temmuz Sivas ..?
…Ve bir not(lar) düşülebilir.(5)
*** *** ***
Murat Özmenek’in bugünlerde (3 Temmuz Sivas’a doğru) kitapçılara dağıtmağa çalıştığı “Zemberek” haber/karikatür kitabı (Hidro Proje Yayınları, Ankara, Mayıs 2008) kapkara karşılıklı iki sayfa zeminde dişi-beyaz dizilmiş bir tümce ile bu soru işaretini zemberekliyor en baştan:
. “1993’te Sivas’ta katledilen çizer arkadaşım Asaf Koçak’ın sonsuzluğa uzanan aydınlık çizgileri anısına…”
1995-2005 arası… bir sayfada haber, bir sayfada çizgi seçkisi. Görkemli düşüncesi ve baskısıyla bir usta işi soru işareti çalışması; 130 sayfa.
Sorunuz çeviriniz.
Kitap, İki haber arasında Hürriyet’iyle Milliyet’iyle ve cümle illiyetiyle Türkiye’nin son 100 yılını on yıl tırnak içinde çizgiliyor;
. “En geç 98’de Avrupa Birliği’ne tam üyeyiz. Çiller, Hürriyet’e bir açıklama yaparak ‘İddia ediyorum ki Türkiye en geç 3 yıl içinde AB’ye tam üye olacaktır.’ Dedi. (…) Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller, Susurluk’taki kazada ölen firari ülkücü Abdullah Çatlı’yı tanımadığını belirterek, ‘Devlet uğruna kurşun atan da, kurşun yiyen de bizim için saygıyla anılır. Onlar bizim için şereflidir’ dedi.” Hürriyet, 7 Mayıs 1995…
Haberiyle başlayıp şöyle de bittiyor:
“…Deniz Baykal, ‘terörün arkasında iki siyasi proje olduğunu’ belirterek, şu uyarılarda bulundu: ‘Birisi Cumhuriyet’ten intikam almak istiyor. Bu terör Hizbullah El Kaide terörü. İçerde himaye eden siyasiler var. Diğeri Türkiye’nin kardeşliğini bozmaya yönelik. Bu bayrak, bu vatan bizim. Türkiye’yi parçalatmayacağız. Hepimiz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyız. Yapma kardeşim, ayrılıktan hayır yok. Sürüden ayrılma.’ Milliyet, 20 Kasım 2005”
*** *** ***
“Sürü” ha yürü!
..? zehir zemberek, sordukça açılacaksınız.
Düşündükce…Arka kapak yazısı:
. “Kurcalarken boşaldı hayatın ve zamanın zembereği…”
Dikkat!
Nereye?
- Hangi temel insan hakkına tekabül eden sorumluluk mesleği?
- Dibe ve dip notlara doğru…tırnak içleri.
*** *** ***
(*) Çok acı (söz). Ömer Asım Aksoy, Deyimler Sözlüğü, Türk Dil Kurumu Yayınları, Türk Tarih Kurumu Basımevi-1981 (1) “Türkçedeki Yabancı Sözcükler Sözlüğü”, Ali Püsküllüoğlu, Arkadaş Yayınevi, Ankara, 1997
(2) “100 Soruda Türk Basın Tarihi” Hıfzı Topuz, Gerçek Yayınevi, Birinci Baskı: Mart 1973, s.116
(3) “Keşke her şeyi unutsak ve her gün sıfırdan hayata başlayabilsek” (Sabah, 25 Mayıs 2008)
“Unutkan insanlar güçlü belleği olanlara imrenir. Bazılarına göre güçlü bellek, başarıya ulaşmayı kolaylaştırır.
Oysa unutabilmek doğanın insana bahşettiği nimetlerden biridir.
Türkiye gibi bir ülkede yaşıyorsanız, her şeyi belleğinizde koruduğunuz oranda hayatı kendini tekrar eden tek düze bir süreç olarak görürsünüz. Hiçbir şey sizi şaşırtmaz.
Gazete manşetlerinde ilk kez olmuş gibi sunulan durumları kaçıncı defa gördüğünüzü hatırlarsınız ve canınız sıkılır.
Bebekler ve çocuklar geçmişte hatırlanacak durumlara tanık olmadıkları için mutludurlar.
Örneğin dünkü Vatan gazetesinde "Halkbank' tan Vatan' a reklam ambargosu" diye bir başlık vardı. Haberde şu bilgiler verilmişti:
- Halkbank'ın toplamda yaklaşık yarım milyon YTL' ye mal olan ilanları dün başta Hürriyet, Sabah, Milliyet olmak üzere bütün günlük gazetelerde çıktı. Halkbank' ın ilan verdiği gazetelerin listesi şöyle: Hürriyet, Sabah, Milliyet, Posta, Akşam, Zaman, Türkiye, Radikal, Cumhuriyet, Bugün, Star, Takvim, Yeni Şafak, Referans, Güneş ve Taraf.
Bu haberi okuyunca belleğimde buna benzer bilgilerin depolandığı gri hücrelerin ısındığını hissettim.
1990'ların başında, Sabah'ın o zamanki sahibi Dinç Bilgin gazetedeki odama girdi..
- Kamu bankaları Sabah'a ilanları kesti. Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Güneş Taner için yaptığımız haber yüzünden kamu bankaları bize artık ilan vermeyecek. Durum çok ciddi, dedi.
Özür dilendi
İki gün önce Güneş Taner hakkında gerçekten asılsız ve uygunsuz bir haber Sabah'ın manşetinde yayınlanmıştı
Dinç Bilgin'in çok endişeli hali beni üzmüştü. Arkadaşım olan Güneş Taner'i telefonla aradım ve bir gazeteye kamu bankalarının ilan boykotu uygulamasının basın özgürlüğü ile bağdaşamayacağını söyledim
Güneş Taner gazetenin manşetinden uğradığı haksız saldırının aile hayatında yarattığı krizi anlattı... Sonra, "Bu haberin sorumlusu olan Zafer Mutlu Ankara'ya gelsin, bakanlıktaki odamda benden özür dilesin" dedi.
Ben Taner'in bu sözlerini Dinç Bilgin'e naklettim. O da, Sabah'ın o dönemdeki Genel Yayın Yönetmeni Zafer Mutlu'yu hemen Ankara'ya gönderdi. "Diz çökülerek" özür dilendi ve ilan boykotu sona erdi.
Aradan 20 yıl geçtikten sonra Zafer Mutlu'nun yönetimindeki bir başka gazetenin kamu bankalarının ilanlarının dağıtımı konusunda haksızlığa uğradığını haber yapması, güçlü bellek sahibi olmanın özenilecek bir şey olmadığını tekrar düşündürdü bana.
Basın-iktidar ilişkileri konusunda belleğim öylesine dolu ki...
1987 yılıydı. Özal Başbakan'dı ve Davos'taydık.
Belvedere Oteli'nin barında, o zaman Hürriyet'in sahibi olan Erol Simavi'yle viskilerimizi yudumlayıp, sohbet ediyorduk. Yanımıza Özal'ın danışmanı olan Can Pulak geldi ve Erol Simavi'ye "Başbakan sizi bekliyor" dedi.
Ne konuşmuşlar?
Erol Simavi yarım saat kadar sonra bara geri döndü. Ben sormadan Başbakan'la ne konuştuğunu anlatmak gereğini hissetti:
- Kemal Ilıcak çok zor durumda. Özal'ın ona yardım etmesini istedim, dedi.
Biz barda otururken, Sabah'ın Genel Yayın Yönetmeni Zafer Mutlu'nun, Can Pulak'ın eşliğinde Özal'ın odasına gittiğini gördüm.
Akşamüstü Özal'ın odasına gittim.
Sordum ona:
- Erol Simavi'yle ve Zafer Mutlu ile ne konuştunuz?
Özal anlattı:
- Erol Bey'in sahip olduğu bir sigorta şirketi zor durumdaymış, onu kamunun satın almasını istedi. Zafer Mutlu da, Emlak Bankası'nın Ataşehir Projesi'nin tanıtım ve pazarlama kampanyasının Sabah'a verilmesini istedi.
Bunları hiç unutmamak iyi bir şey mi size göre?
"Siyaset-Medya-Banka" üçgenindeki ayıplı ilişkilerin 28 Şubat döneminde ayyuka nasıl çıktığını, bugün de "Laiklik tehlikede" diye kampanyalar açan ve demokrasiyi sabote edenlerin aynı isimlerden oluştuğunu hatırlamasak daha doğru olmaz mıydı?
Bir düzeltme yapayım... O dönemlerden sadece Dinç Bilgin devre dışı kaldı.
O da yaşadıklarını hiç unutmayanlar arasında şimdi. “
(4) “Zafer Mutlu iş takipçiliği konusunda kurs açabilir “ (Yeni Şafak, 27 Mayıs 2008)
“Barlas, “Zafer Mutlu reklam almak için diz çökerek özür diledi” iddiası üzerine kendisini 'iş takipçisi' olmakla suçlayan Mutlu'ya sert cevap verdi: “İş takipçiliği konusunda doktora kursu açacak bilgi ve deneyimin var.”
İSTİHBARAT SERVİSİ / İSTANBUL
Sabah gazetesi Mehmet Barlas, Pazar günkü köşesinde yer alan “Zafer Mutlu Sabah'ın genel yayın yönetmeniyken banka ilanlarını kesen dönemin bakanı Güneş Taner'in önünde diz çökerek özür diledi” iddiasına “Bu şerefsizce bir karalamadır” şeklinde karşılık veren Vatan'ın patronu Zafer Mutlu'ya yönelik sözlerini sertleştirdi:
“İş takipçiliği konusunda, Zafer Mutlu'nun doktora kursu açacak bilgi ve deneyimi var.” Vatan Gazetesi'nin patronu Zafer Mutlu ile Mehmet Barlas arasındaki polemik sürüyor. Zafer Mutlu, Mehmet Barlas'ın, “Sabah'ın yayın yönetmeni olduğu 90'lı yıllarda, Ekonomiden Sorumlu Bakan Güneş Taner'den, kamu bankalarının reklam ambargosunu kaldırmak için diz çökerek özür diledi” iddiası üzerine dün şu cevabı verdi:
ÖZRÜ DOĞRULADI
“Doğrudur, haberin Güneş Taner'i ve ailesini rencide eden bölümleri için özür diledim. Taner de bana kendisiyle ilgili bir haber için kamu baskısı yapmasının yanlış olduğunu ama başka çaresi kalmadığı için bu yola başvurduğunu söyledi. 'Diz çöküp ilan için özür dilemem' gibi bir şey asla söz konusu olmadı. Bu iddia şerefsizce bir karalamadır. Ama sizin gibi Sabah'ın manşetlerinden 'İhale takipçiliği' ilan edilmiş birisinin yine nasıl Sabah'ta yazdığını okurların hayal gücüne bırakıyorum. O koca gövdenizle nasıl eğilip büküldüğünüzü bütün Türkiye ama daha detaylı olarak da bütün meslektaşlarımız nasıl olsa çok iyi biliyor.”
Barlas ise Yeni Şafak'a yaptığı yazılı açıklamada Mutlu'ya yönelik üslubunu sertleştirdi. Barlas Mutlu için şunları söyledi: “İş takipçiliği konusunda da Zafer Mutlu'nun doktora kursu açacak bilgi ve deneyime sahip olduğunu eklemeliyim. Banka batırmaktan gazete batırmaya uzanan iş takipçiliği ihtisasını, dilerim girmeye çalıştığı yeni medya grubuna da aktarmaz.”
Mutlu balet kadar ince ve zarif!
Barlas, kendisine 'koca gövdeli' diyen Mutlu'ya kiloları için de göndermede bulundu: “Özür dilenen Taner'in 28 Şubat'ta Sabah'a danışman alındığı da bilinmeli. Kesin olan şu ki kamu bankalarının ilanları kesilmesin diye 'özür dilenmiş'tir. Bunu bir balet kadar ince ve zarif gövdeye sahip olan Mutlu da doğrulamış. Benim koca gövdemle kime eğilip bükülmediğimin tanığı da herhalde Zafer Mutlu olamaz. Çünkü 28 Şubat'ta Sabah'ta susturulduğum ve sonra Sabah'ın iki yazarının da andıçlandığı dönemde, Cavit Çağlar'la ortak banka almak için kimin gövdesi kimlerin karşısında eğilip bükülüyordu, tahmin edilebilir. “
(5) Genç Zafer Mutlu’nun gazetecilikte başlangıç yıllarına biraz emek ve -kendi ifadesiyle- çok da umut veren biri olarak… Ve de 12 Eylül sonrasında Ankara’da biten gazeteciliğini İstanbul’da canlandırmasına sebep, iş arayan, bulan ve hararetle tavsiyelerde bulunan biri olarak, -hem bu meslek hem de böyle bir meslektaşlık adına örnekleri bir hayli ve kesin umutsuz- aklıma hep Yahya Kemal’in “Sessiz Gemi”sinin finali gelir:
“ (…) Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden.
*** *** ***
Yanmak ve donmak.
3 Temmuz Sivas… karanlık.
Yazmak-çizmek: Zemberek!
Öyle bir haber: Karanlığı yakılası gemiler…
----------------------------------------------------------------------
20 Mayıs 2008
ozmenek@ada.net.tr
1 Temmuz 2008 Salı
Madımak Vahşetiyle yüzleşelim!...CELALETTİN CAN*
28 Haziran 2008
celalettin@acikgazete.com
Bugün 2 Temmuz. Madımak vahşetinin 15. yıldönümü…
35 aydın ve sanatçımızın yakıldığı gün bugün…
Katliamın üzerinden 15 yıl geçti. Göstermelik yargılamaların gerçeğin üzerini örtme ve asıl suçluları korumaktan öte bir anlamı olmadı. Katliamın asıl suçluları ortaya çıkarılmadı hala.
1 Mayıs 1977, Sivas ve Maraş 1978 katliamlarının suçlularının ortaya çıkarılmadığı gibi.
Bu katliamlar açığa çıkarılıp failleri yargılanmadığı için, 2 Temmuz Madımak katliamı, hatta yeni katliamlar kimse için sürpriz olmamalıdır.
Asırlar önce Pir Sultan Abdalı asan, Hallac-ı Mansur'u yakan, Nesimi'nin derisini yüzen zihniyetin hortlaklar gibi modern zamanların Türkiye’sinde, kah "Hayata Dönüş" , kah Ya sev, ya terket" , Kah "Tekbir" diyerek aramızda dolaşması da kimse için sürpriz olmamalıdır.
İnsanların yakıldığı, insan etinin yandığı bir mekanda, bu nasıl insanlık durumudur ki, insanların et yiyebilmesi, iktidarıyla muhalefetiyle insani olmayan bu durumu hep beraber hazmedebilmemiz de kimse için sürpriz olmamalıdır.
Devleti yöneten güçler, tarihin tüm dönemlerinde halka işkence yaptılar, öldürdüler, yok ettiler halkı. Hiçbir zaman da işledikleri suçların hesabını vermediler. Toplum isteyerek ya da istemeyerek ortak olduğu bu suçlarla yüzleşemeyince unutmak istedi, unutamadı. Toplumsal bünyemizde “gizli” suç tabakalarının ve travmatik halin katlanarak birikmesi kaçınılmaz oldu..
"Sürekli suçluluk" hali, vicdansızlık ve adaletsizlik, ama öte yandan umarsızlığın getirdiği davranış biçimleri temel toplumsal hasletimiz oldu.
Yüzleşilmeyen ve müeyyidesi olmayan suçun, her daim bir karşılığı olacaktır çünkü.
***
Madımak katliamını unutmayacağız!.. İnsanları düşüncelerinden, inançlarından ve kimliklerinden dolayı yakılmadığı, yok edilmediği çağdaş bir ülke, demokratik bir toplum yaratma kararlığımızın kaynağı ateşte yanıp kül olanlardır çünkü…
Madımak’ta yaşanan vahşetin temel faillerinden şeriatçı güçleri unutmayacağız!. Alevi- solcu düşmanlığını insan yakacak kadar ileri götüren bu çağ dışı, yobaz vahşileri unutmayacağız. 35 insanı sekiz saat boyunca " Tekbir" eşliğinde oya işler gibi yakan zihniyet dünyasını ve küçük figüranlarını unutmayacağız.
Geçmiş 1 Mayıs, Sivas, Maraş, Çorum katliamlarında faşist çeteleri alevi halka ve sola karşı kim kullandıysa, 2 Temmuz Madımak katliamında da aynı güçlerin kullandığını biliyoruz.
Eşitlik, özgürlük, kardeşlik kuşaklarını, 68’ lileri, 78’lileri yok edenleri, Türkiye’nin geleceğini karartan bu Amerikan uşağı karanlık güçleri, biz çok genç yaşlarda tanıdık. Nasıl Maraş'ta katliamı seyretmişlerdi, Madımak’ta insanlar yakılırken seyrettiler. Nasıl Maraş'ta katliamı yolunu açtılar ve soruşturmaları kararttılarsa, Sivas'ta da aynı şeyi yaptılar.
Toplumu kontrol altında tutmak, darbeci-militarist rejimi derinleştirerek sürdürmek isteyenler, güçlü bir anti-militarist toplumsal- demokratik mücadeleyle karşılaşmadıkları sürece kıyıcılıkla ve manipülasyonla ülkeyi yönetmeyi sürdüreceklerdir. Hiç şüphemiz olmasın!
***
İktidarın da, muhalefetin de asıl rengini ortaya çıkarmanın nirengi noktası, emeğin hakkına, adalete ve özgürlüklere karşı takındıkları tutumda yatmaktadır. Sadece kendine
müslüman olanların, 15. yılında Madımak katliamına karşı sergiledikleri tutum olacaktır ölçümüz…
Savaşa karşı barıştan, bölünmeye karşı birlikten, hak ihlallerine, adaletsizliklere ve darbeye karşı gerçek bir demokrasiden yana olup olmadığımızın ölçüsü, Madımak’ta katliam yapan güçleri ve zihniyeti açıkça mahkum etmekten, Madımak katliamını toplumsal yas ilan etmekten geçiyor.
Bilelim ki, Türkiye'ye dayatılan saflaşma sahtedir. Postal ile Takunya arasındaki saflaşma sahtedir. Unutmuş görünenlere hatırlatalım: bugün laiklik ve türban üzerinden iktidar kavgası yürütenler, dün Madımak katliamında beraberdi..Takunya yakarken, postal koruyordu!..
1970'li yıllarda Milliyetçi Cephe içinde Alevileri ve solu katlediyorlar, darbe koşullarını hazırlıyorlardı. 2007 ve 2008 1 Mayıs saldırılarını da beraber yönettiler
Alevilerin haklarını tanımamakta sergiledikleri birliği, Kürt sorununu ezerek çözmede de sergilemeye devam ediyorlar. Madımak müze değil, kebap evi ise, bunun da sorumlusu, bugün birbirleriyle iktidar kavgası yapan iki gerici-militarist gücün, emek, hak, hukuk düşmanı ortak karakterinde yapmaktadır.
***
Altı yıldır Türkiye tarihinin en büyük parlamenter sayısıyla iktidar olan AKP, Sivas yangınını söndürmek için parmağını kımıldatmadı. Alevi sorununu güncel Hızır Paşalar aracılığıyla saptırmaya, emeği örgütsüzleştirmeye ve yeni kullaştırmalar yaratarak toplumu çürütmeye çalıştı…
CHP'nin sicili çok mu temiz? Hiç değil!... Solingen anmalarına koşa koşa gidenler, Madımak katliamı sırasında iktidar ortağıydı. Alevi sorununda seyirci oldukları gibi Madımak’ın müze yapılmasını gündemlerine dahi almadılar. Unutmayacağız.
Madımak vahşeti orta yerde dururken demokratikleşmek, Alevi sorununun çözümü ve kardeşçe bir arada yaşamak olanaklı değildir.
Madımak üzerinden alevi halkın yaralarını adalet duygusuyla sarmak, yakanların yananlar karşısında vicdanını ortaya çıkarmak ve katliamların ektiği zehirli cangıllara son vermek, Madımak'ı bir İnsanlık müzesine çevirmek, öncelikle Sünnilerin sorunudur.
***
Madımak özgülünde, çözmemiz gereken temel sorunlarımızdan biri de Alevi sorunudur
Alevi sorununun çözümü gerçek bir laiklikten, Alevilere yönelik her türden dışlama ve eşitsizliği ortadan kaldırmaktan geçiyor. Gerçek bir laiklik için zorunlu din derslerinin kaldırılması, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın lağvedilmesi, devletin tüm inançlara eşit mesafede durmasını başlangıç talepleri olarak ilan edilmelidir.
Gerçek bir laiklik ve gerçek bir demokrasi istiyoruz. Laikliğin ve demokrasinin olmadığı bir ülkede, bu yangının dönüp yarın herkesi yakabileceğini hatırlatıyoruz.
________________
* 78’liler Girişimi
celalettin@acikgazete.com
Bugün 2 Temmuz. Madımak vahşetinin 15. yıldönümü…
35 aydın ve sanatçımızın yakıldığı gün bugün…
Katliamın üzerinden 15 yıl geçti. Göstermelik yargılamaların gerçeğin üzerini örtme ve asıl suçluları korumaktan öte bir anlamı olmadı. Katliamın asıl suçluları ortaya çıkarılmadı hala.
1 Mayıs 1977, Sivas ve Maraş 1978 katliamlarının suçlularının ortaya çıkarılmadığı gibi.
Bu katliamlar açığa çıkarılıp failleri yargılanmadığı için, 2 Temmuz Madımak katliamı, hatta yeni katliamlar kimse için sürpriz olmamalıdır.
Asırlar önce Pir Sultan Abdalı asan, Hallac-ı Mansur'u yakan, Nesimi'nin derisini yüzen zihniyetin hortlaklar gibi modern zamanların Türkiye’sinde, kah "Hayata Dönüş" , kah Ya sev, ya terket" , Kah "Tekbir" diyerek aramızda dolaşması da kimse için sürpriz olmamalıdır.
İnsanların yakıldığı, insan etinin yandığı bir mekanda, bu nasıl insanlık durumudur ki, insanların et yiyebilmesi, iktidarıyla muhalefetiyle insani olmayan bu durumu hep beraber hazmedebilmemiz de kimse için sürpriz olmamalıdır.
Devleti yöneten güçler, tarihin tüm dönemlerinde halka işkence yaptılar, öldürdüler, yok ettiler halkı. Hiçbir zaman da işledikleri suçların hesabını vermediler. Toplum isteyerek ya da istemeyerek ortak olduğu bu suçlarla yüzleşemeyince unutmak istedi, unutamadı. Toplumsal bünyemizde “gizli” suç tabakalarının ve travmatik halin katlanarak birikmesi kaçınılmaz oldu..
"Sürekli suçluluk" hali, vicdansızlık ve adaletsizlik, ama öte yandan umarsızlığın getirdiği davranış biçimleri temel toplumsal hasletimiz oldu.
Yüzleşilmeyen ve müeyyidesi olmayan suçun, her daim bir karşılığı olacaktır çünkü.
***
Madımak katliamını unutmayacağız!.. İnsanları düşüncelerinden, inançlarından ve kimliklerinden dolayı yakılmadığı, yok edilmediği çağdaş bir ülke, demokratik bir toplum yaratma kararlığımızın kaynağı ateşte yanıp kül olanlardır çünkü…
Madımak’ta yaşanan vahşetin temel faillerinden şeriatçı güçleri unutmayacağız!. Alevi- solcu düşmanlığını insan yakacak kadar ileri götüren bu çağ dışı, yobaz vahşileri unutmayacağız. 35 insanı sekiz saat boyunca " Tekbir" eşliğinde oya işler gibi yakan zihniyet dünyasını ve küçük figüranlarını unutmayacağız.
Geçmiş 1 Mayıs, Sivas, Maraş, Çorum katliamlarında faşist çeteleri alevi halka ve sola karşı kim kullandıysa, 2 Temmuz Madımak katliamında da aynı güçlerin kullandığını biliyoruz.
Eşitlik, özgürlük, kardeşlik kuşaklarını, 68’ lileri, 78’lileri yok edenleri, Türkiye’nin geleceğini karartan bu Amerikan uşağı karanlık güçleri, biz çok genç yaşlarda tanıdık. Nasıl Maraş'ta katliamı seyretmişlerdi, Madımak’ta insanlar yakılırken seyrettiler. Nasıl Maraş'ta katliamı yolunu açtılar ve soruşturmaları kararttılarsa, Sivas'ta da aynı şeyi yaptılar.
Toplumu kontrol altında tutmak, darbeci-militarist rejimi derinleştirerek sürdürmek isteyenler, güçlü bir anti-militarist toplumsal- demokratik mücadeleyle karşılaşmadıkları sürece kıyıcılıkla ve manipülasyonla ülkeyi yönetmeyi sürdüreceklerdir. Hiç şüphemiz olmasın!
***
İktidarın da, muhalefetin de asıl rengini ortaya çıkarmanın nirengi noktası, emeğin hakkına, adalete ve özgürlüklere karşı takındıkları tutumda yatmaktadır. Sadece kendine
müslüman olanların, 15. yılında Madımak katliamına karşı sergiledikleri tutum olacaktır ölçümüz…
Savaşa karşı barıştan, bölünmeye karşı birlikten, hak ihlallerine, adaletsizliklere ve darbeye karşı gerçek bir demokrasiden yana olup olmadığımızın ölçüsü, Madımak’ta katliam yapan güçleri ve zihniyeti açıkça mahkum etmekten, Madımak katliamını toplumsal yas ilan etmekten geçiyor.
Bilelim ki, Türkiye'ye dayatılan saflaşma sahtedir. Postal ile Takunya arasındaki saflaşma sahtedir. Unutmuş görünenlere hatırlatalım: bugün laiklik ve türban üzerinden iktidar kavgası yürütenler, dün Madımak katliamında beraberdi..Takunya yakarken, postal koruyordu!..
1970'li yıllarda Milliyetçi Cephe içinde Alevileri ve solu katlediyorlar, darbe koşullarını hazırlıyorlardı. 2007 ve 2008 1 Mayıs saldırılarını da beraber yönettiler
Alevilerin haklarını tanımamakta sergiledikleri birliği, Kürt sorununu ezerek çözmede de sergilemeye devam ediyorlar. Madımak müze değil, kebap evi ise, bunun da sorumlusu, bugün birbirleriyle iktidar kavgası yapan iki gerici-militarist gücün, emek, hak, hukuk düşmanı ortak karakterinde yapmaktadır.
***
Altı yıldır Türkiye tarihinin en büyük parlamenter sayısıyla iktidar olan AKP, Sivas yangınını söndürmek için parmağını kımıldatmadı. Alevi sorununu güncel Hızır Paşalar aracılığıyla saptırmaya, emeği örgütsüzleştirmeye ve yeni kullaştırmalar yaratarak toplumu çürütmeye çalıştı…
CHP'nin sicili çok mu temiz? Hiç değil!... Solingen anmalarına koşa koşa gidenler, Madımak katliamı sırasında iktidar ortağıydı. Alevi sorununda seyirci oldukları gibi Madımak’ın müze yapılmasını gündemlerine dahi almadılar. Unutmayacağız.
Madımak vahşeti orta yerde dururken demokratikleşmek, Alevi sorununun çözümü ve kardeşçe bir arada yaşamak olanaklı değildir.
Madımak üzerinden alevi halkın yaralarını adalet duygusuyla sarmak, yakanların yananlar karşısında vicdanını ortaya çıkarmak ve katliamların ektiği zehirli cangıllara son vermek, Madımak'ı bir İnsanlık müzesine çevirmek, öncelikle Sünnilerin sorunudur.
***
Madımak özgülünde, çözmemiz gereken temel sorunlarımızdan biri de Alevi sorunudur
Alevi sorununun çözümü gerçek bir laiklikten, Alevilere yönelik her türden dışlama ve eşitsizliği ortadan kaldırmaktan geçiyor. Gerçek bir laiklik için zorunlu din derslerinin kaldırılması, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın lağvedilmesi, devletin tüm inançlara eşit mesafede durmasını başlangıç talepleri olarak ilan edilmelidir.
Gerçek bir laiklik ve gerçek bir demokrasi istiyoruz. Laikliğin ve demokrasinin olmadığı bir ülkede, bu yangının dönüp yarın herkesi yakabileceğini hatırlatıyoruz.
________________
* 78’liler Girişimi
Halkevleri'nin 2 Temmuz anmalarında binler buluştu
30 Haziran 2008 -
Ankara’da 2 Temmuz anma etkinlikleri kapsamında Mamak Halkevleri tarafından Tuzluçayır Meydanı'nda düzenlenen anma etkinliği binlerce kişinin katılımıyla gerçekleştirilirken Giresun ve Tonya Halkevi’nde de 2 Temmuz anmaları yapıldı
15 yıl önce Sivas’ta yakılarak katledilen 35 aydın ve demokrat insanımızın anısına düzenlenen etkinlik Tuzluçayır’ın ana caddelerinden birisi kesilip ses tesisatı ve platform kurularak olağan bir düzen içerisinde gerçekleştirildi. Yaklaşık dört saat süren etkinlikte sırasıyla Zeynep Karababa, Grup Günyüzü ve Ferhat Tunç sahne aldı. Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Semah grubunun yapmış olduğu gösteri ilgi ile izlendi.
Mamak Halkevi’nden Nuran Şanlı, Mamaklı kadınlar adına yaptığı konuşmada "dinci gericiliğin uygulamalarının ilk önce kadınları hedeflediğini ancak sonrada tüm toplumu kuşatacaklarını belirterek, gelecek kuşakları doğuracak ve büyütecek biz kadınları gericiliğe karşı mücadeleye davet ediyorum” dediği konuşması yoğun alkış aldı.
Halkevleri onur kurulu üyesi Yusuf Sağlık’ın Ferhat Tunç sahne almadan hemen önce yaptığı etkili konuşma sık sık coşkulu sloganlarla kesildi. Yusuf Sağlık konuşmasında ağırlıkla iktidar partisi AKP’yi ve hükümeti hedef aldı. Ülkemizin mevcut iktidar tarafından İslami bir toplumsal düzene doğru sürüklenmek istediğini söyleyen Sağlık, “dün Sivas’ta 35 canımız yakan bugün iktidarda olan zihniyetin ta kendisidir” dedi. Konuşmasını gericiliğe karşı mücadele çağrısıyla bitiren Sağlık’a alanı dolduran binlerce kişi evet cevabı verdi.
Etkinlikte sunucuların hazırlamış oldukları 35 şehidin anılarının anlatıldığı konuşmalar yoğun ilgi çekti. Sahne alan bütün sanatçılar Mamak Halkevleri'ne teşekkür ve başarı dileklerini iletirken, Ferhat Tunç yaklaşan yerel seçimlere gönderme yaparak sol geçinen partileri sorgulayın gerekiyorsa cezalandırın mesajını verdi.
Konserden çok mitingi andıran etkinlik, adeta Ankara’da 2 Temmuz günü yapılacak olan mitingin provası gibi oldu. Sık sık mitinge katılım çağrıları yapıldı.
İSTANBUL
İstanbul’da yapılan anma gecesi öncesi Halkevciler, İstanbul Halkevi’nde bir araya gelerek Halkevi’nden Beyoğlu Sinemasına kadar bir yürüyüş yaptılar. 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta yitirilen canların resimlerinin taşındığı yürüyüş boyunca 2 Temmuz’la ilgili bildiriler ve anma gecesinin programı dağıtıldı. Beyoğlu Sineması’nın önüne gelindiğinde İstiklal Caddesi boyunca karşılıklı iki sıra şeklinde dizilerek, Sivas’ta yitirilenlerin resimlerinden oluşan bir sergi oluşturuldu.
Anma öncesi Halkevcilere gözaltı
İstiklal Caddesi’nde bildiri dağıtımı sürerken anmayı provoke etmek isteyen sivil polisler iki Halkevciyi gözaltına alma girişiminde bulundu. Hakkında arama bulunduğu iddia edilen bir Halkevci göz altına alınırken daha sonra gözaltına alınmak istenen başka bir Halkevi üyesi ise Halkevcilerin müdahalesi ve ısrarlı tepkisi üzerine serbest bıraktırıldı. Polisin gözaltına almak istediği Halkevci polisler tarafından bir pasaja sokulurken pasajın dışında toplanan onlarca Halkevci “Sivas’ı yakanlar memleketi satanlar, Polis boş durma katilleri yakala, Dün Maraş’ta bugün Sivas’ta çözüm faşizme karşı savaşta” sloganları attılar. Yapılan müdahale sonucu Halkevci genç polisler tarafından serbest bırakılırken Beyoğlu Sineması’ndan Halkevi’ne kadar sloganlar atarak bir yürüyüş yapıldı.
Etkinliğin yapıldığı salon doldu taştı
Saat 21.00’de başlayan anma gecesine yüzlerce kişi katıldı. Salonun dolu olması nedeniyle çok sayıda kişi etkinliği ayakta izlemek zorunda kaldı.
Etkinlik Sivas’ta kaybettiğimiz 35 insan için saygı duruşuyla başladı. Saygı duruşunun ardından Can Dündar’ın hazırladığı “Sivas Cehennemi” adlı belgesel film gösterimi yapıldı.
Ardından Halkevleri Genel Başkanı İlknur Birol, yaptığı açılış konuşmasında Sivas’taki zihniyetin günümüzde halen sürdüğüne işaret etti. Birol “Halkevleri olarak, bugün sahte demokrasi söylemleri ile darbelere karşı olduğunu söyleyen, dün Sivas’ta 35 insanımızı yakan gericilerle, ne Irak savaşında, ne İsrail’in Lübnan’ı işgalinde ne de Filistin konusunda ortak hareket etmedik. Ayrıca bugün laik demokratik düzeni savunduğunu iddia eden, dün Sivas’ta gericiler canlarımızı yakarken kılını kıpırdatmayan ordu ile de birlikte hareket etmedik. Biz kurtuluşun halkın kendi özgücünden gelen mücadele ile oluşacağını biliyoruz” dedi. Birol’un ardından Pir Sultan Abdal Kültür Derneği yöneticisi söz aldı. Alevilerin yıllardır baskı gördüğünü, Sivas’ta yaşananların tesadüfi bir gelişmeden çok organize bir katliam olduğunu söyleyen PSAKD yöneticisi, Sivas’tan sonra Gazi’de, hemen sonra cezaevlerinde aynı organizasyonun açığa çıktığını belirtti. 90’lı yıllarda devletin, 3 kişinin basın açıklaması için bir araya gelme isteğini en sert şekilde bastırırken, Sivas’ta 8 saat boyunca hiçbir müdahalede bulunmadığını söyledi. Sözlerini 2 Temmuz’da Sivas’ta olunması çağrısını yaparak bitirdi.
PSAKD yöneticisinin konuşmasının ardından Sarıyer Halkevi Gençlik Korosu sahne aldı. İzleyilerden büyük alkış alan koronun ardından, Feryal Öney, bugün yaşamaya çalıştığımız karanlıkta nice insanımızın farklı etnik kökenlerden, farklı mezheplerden olduğu için katledildiğini söyledi. Feryal Öney’in türkülerinden sonra Eşber Yağmurdereli söz aldı. Yağmurdereli, aydınlık bir geleceği, insanca bir yaşamı savunanların dönem dönem yenildiğini geriye düştüğünü ancak mutlak olarak zaferi kazanacaklarını belirtirken, 2 Temmuz’un 15. yılında mümkün olduğunca kitlesel bir şekilde alanlara çıkmanın gerekliliğini anlatarak 2 Temmuz’da Sivas’taki mitinge çağrı yaptı. Yağmurdereli’den sonra, babası Nesimi Çimen’i Madımak’ta yitiren Mazlum Çimen babasına yazdığı ancak sonrasında bir aşk türküsü olan eseri ‘Sen benden gittin gideli’yi seslendirdi. Çimen’in, insanca bir yaşam için seslendirdiği türkülerin ardından program son buldu.
ADANA
Adana Halkevi İsmet Gökdemir Kültür-Sanat Salonu’nda yapılan 2 Temmuz anmasında gericiliğe karşı mücadelenin hayatiliği bir kere daha hatırlandı. Akşam saatlerinde gerçekleştirilen etkinlikte salonun duvarları 2 Temmuz katliamını anlatan fotoğraflarla kaplandı. Resim sergisinin yanı sıra Sivas katliamının kışkırtıcılarının “Müslümanlar” imzasıyla dağıtmış olduğu bildiri, devlet yetkililerinin katliam sonrası yapmış oldu açıklamalar da kültür salonunun duvarlarında yerini aldı. Etkinlik, Halkevi yönetiminden Burak Kaya’nın konuşmasıyla başladı. Kaya, konuşmasında “Bu ülkenin devrimcilerinin/demokratlarının önünde bulunan en önemli gündemlerinden biri gericiliğe karşı mücadeledir. Yeni Maraşların, Çorumların yaşanmaması için Sivas katliamından çıkarılacak birçok ders var. Halkevleri olarak bugün temel mücadele alanımızı bir slogan yeterince açıklıyor; ‘Müşteri Değil Halkız, Gericiliğin Karşısındayız’. Bugün parasız eğitim ve sağlık mücadelesi bizim için ne ifade ediyorsa siyasal islama karşı mücadelede onu ifade etmektedir. Fakat sol içersinde bazı hatalı eğilimler gericiliğe karşı mücadelede politik bulanıklık yaratmıştır. Demokrasi mücadelesi süresinde siyasal islamın temsilcileriyle ortak hareket zeminleri oluşturmak tehlikeli bir yaklaşımdır. Bu çizgi AKP iktidarının sahte demokratlığına, toplumsal zemin oluşturma konusunda kolaylaştırıcı bir etki yapmaktadır. Bu oyuna düşülmemeli ve sol kendi bağımsız çizgisini oluşturma konusunda net tutum almalıdır” dedi.
Etkinliğin devamında Can Dündar’ın hazırlamış olduğu “O GÜN” isimli belgeselin gösterimi yapıldı. Belgesel gösterimi sonrasında Halkevi yönetiminden Yasin Aytaç, Maraş katliamını yaşayan biri olarak katılımcılarla gözlemlerini ve anılarını paylaştı. Yasin Aytaç, Sivas Katliamı’nın gerçekleşme biçimi ile Maraş Katliamı’nın gerçekleşme biçimi arasındaki benzerliğe özel vurguda bulundu.
Etkinlik sonunda ise Hacı Bektaşi Veli Derneği müzik grubu bir dinleti gerçekleştirdi.
Ayrıca hazırlanan fotoğraf sergisi Salı ve Çarşamba günleri (1-2 temmuz) Büyükşehir Belediyesi Tiyatrosu Fuayesinde sergilenmeye devam edilecek.
Trabzon/Tonya Halkevi’nde Sivas Anması: “Türküler Yanmaz”
27 Haziran Cuma günü Tonya Halkevi Müzik ve Şiir Topluluğu "Türküler Yanmaz" adlı bir dayanışma gecesi düzenledi. Gericiliğe, yoksulluğa ve kültürel yozlaşmaya karşı mücadele çağrısı içeren açılış konuşması ve slayt gösterisinin ardından şiir ve türkülerle devam etti. Etkinliğe halk yoğun ilgi gösterdi. Yaklaşık 250 kişinin katıldığı etkinlik kemençe eşliğinde oynanan horonla sona erdi.
Giresun'da 2 Temmuz Anma Gecesi Yapıldı
Giresun Halkevi tarafından 27 Haziran Cuma günü 20.00-23.00 saatleri arasında Giresun Atapark’da “Gericiliğe Hayır/ Karadeniz Kararmasın” sloganıyla etkinlik gerçekleştirildi.
Kazım Koyuncu ve Sivas şehitleri için saygı duruşu ile başlayan gecede, Giresun Halkevi Şube Başkanı Sedat Bora tarafından yapılan açılış konuşmasında “Mersin Halkevi’ne açılan kapatma davası ve Halkevleri'nin gericilik karşıtı faaliyetleri anlatıldı. Gericilik karşıtı mücadele için Halkevleri’ne sahip çıkılması gerektiği ve 2 Temmuz’da Sivas’ta olmanın ayrı bir önemi olduğu vurgulandı.
Açılış konuşmasının ardından Giresun Halk Tiyatrosu tarafından hazırlanan “Ölüler Meclisi” adlı skeç sergilendi. AKP’nin son dönem eğitim ve sağlık politikalarını teşhir eden skeç izleyiciler tarafından oldukça beğenildi. Kazım Koyuncu ile ilgili sinevizyon gösterisi yapılan gecede yerel müzik grupları eşliğinde Kazım Koyuncu parçaları hep beraber söylendi.
Oldukça coşkulu geçen geceye yaklaşık 400 kişi katıldı. 2 Temmuz Sivas çağrısıyla sona eren geceye; Eğitim-Sen, Haber-Sen, ADD, ÖDP, DSP yöneticileri destek verdi.
Ayrıca etkinlik alanına asılan “Gericiliğe Karşı 2 Temmuz’da Sivas’tayız” pankartı, izinsiz olduğu gerekçesiyle polis tarafından kaldırılmak istendi. Halkevi yöneticileri ile polis arasında çıkan kısa süreli tartışmaya katılımcı kurumların da sahip çıkmasıyla afiş alandan indirilmedi.
İZMİR
İzmir Gültepe Halkevi’nde 2 Temmuz anması
29 Haziran Pazar günü İzmir Gültepe Halkevi’nde 15. yılında Sivas katliamı ve gericilik konulu anma etkinliği düzenlendi. Etkinlikte Can Dündar’ın hazırladığı ‘Sivas Cehennemi O Gün' adlı belgesel gösterimi yapıldıktan sonra bağlama eşliğinde türküler söylendi. Sivas Katliamı’nın unutulmadığını ve unutturulmayacağını vurguladıktan sonra 2 Temmuz da Sivas’ta olma çağrısı yapıldı.
Etkinlik, 6 Temmuz Pazar günü yapılacak olan ‘Zülfikar şahin’ ve Hacı Bektaş Veli Derneği Semah Ekibi'nin de katılacağı ‘Sivas’ın ışığında gericiliğin karşısında buluşuyoruz’ adlı anma etkinliğine çağrıyla son buldu.
Çiğli Halkevi Gericiliğe Karşı Meşale Yaktı!
Çiğli Halkevi 2 Temmuz’u anmak ve unutturmamak amacıyla Uğur Mumcu Parkı’ndan başlayan meşaleli bir yürüyüşle başladı. Yürüyüş sırasında faşizm ve gericilik karşıtı sloganlar atılırken katliamın ardından 15 yıl geçtiği ancak katliamın faillerinin yargılanmazken, AKP Hükümeti’nin çeşitli kademelerinde görev aldığına dikkat çekildi. Gerici politikaların can yakmaya devam ettiği vurgusu sık sık yapıldı. Alkış ve sloganlarla balkonlardan destek bulan yürüyüşe yaklaşık 130 kişi katıldı.
Anma, Çiğli Halkevi önüne gelindiğinde o günü anlatan şiir ve müzik dinletileri ile devam etti. Çeşitli yerel ozanların ve halkevi bağlama kursiyerlerinin sahne aldığı dinleti gerçekleştirildi. Halkevi Başkanı Cuma Kuzu; bugün gericilik karşıtı mücadelenin gün geçerek önem kazandığını belirtirken, ayrıca etkinliğe katılan her kişinin kendine AKP’ye oy veren yan komşusuna bu konunun iç yüzünü aktarmak ve mecliste dolaşan bütün bürokratların bu katliamın hazırlanmasında payı olduğunu hatırlatmayı görev bilmesini istedi.
Saat 11.00 de Can Dündar’ın hazırladığı “O Gün” belgeseli gösterilerek etkinlik sona ererken Sivas ve Gündoğdu Meydanı’nda yapılacak mitinglere çağrı yapıldı.
Eskişehir’de 2 Temmuzda alanlarda
Eskişehir’de, aralarında Halkevleri'nin de bulunduğu sendikalar, meslek odaları, siyasi partiler ve çeşitli demokratik kitle örgütlerince düzenlenecek olan “2 Temmuz Sivas Şehitlerini Anma” etkinliği 2 Temmuz günü 18.00’da yapılacak olan bir yürüyüşle başlayacak. KESK binası önünden başlayacak yürüyüş Hamamyolu bölgesinde yapılacak bir basın açıklaması ile sonlanacak. Ayrıca Eskişehir Gültepe Halkevi bu yılki 2 Temmuz etkinliklerini sokakta mahallelilerle beraber de gerçekleştirecek.
Kaynak : Halkevleri Basın Merkezi
Ankara’da 2 Temmuz anma etkinlikleri kapsamında Mamak Halkevleri tarafından Tuzluçayır Meydanı'nda düzenlenen anma etkinliği binlerce kişinin katılımıyla gerçekleştirilirken Giresun ve Tonya Halkevi’nde de 2 Temmuz anmaları yapıldı
15 yıl önce Sivas’ta yakılarak katledilen 35 aydın ve demokrat insanımızın anısına düzenlenen etkinlik Tuzluçayır’ın ana caddelerinden birisi kesilip ses tesisatı ve platform kurularak olağan bir düzen içerisinde gerçekleştirildi. Yaklaşık dört saat süren etkinlikte sırasıyla Zeynep Karababa, Grup Günyüzü ve Ferhat Tunç sahne aldı. Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Semah grubunun yapmış olduğu gösteri ilgi ile izlendi.
Mamak Halkevi’nden Nuran Şanlı, Mamaklı kadınlar adına yaptığı konuşmada "dinci gericiliğin uygulamalarının ilk önce kadınları hedeflediğini ancak sonrada tüm toplumu kuşatacaklarını belirterek, gelecek kuşakları doğuracak ve büyütecek biz kadınları gericiliğe karşı mücadeleye davet ediyorum” dediği konuşması yoğun alkış aldı.
Halkevleri onur kurulu üyesi Yusuf Sağlık’ın Ferhat Tunç sahne almadan hemen önce yaptığı etkili konuşma sık sık coşkulu sloganlarla kesildi. Yusuf Sağlık konuşmasında ağırlıkla iktidar partisi AKP’yi ve hükümeti hedef aldı. Ülkemizin mevcut iktidar tarafından İslami bir toplumsal düzene doğru sürüklenmek istediğini söyleyen Sağlık, “dün Sivas’ta 35 canımız yakan bugün iktidarda olan zihniyetin ta kendisidir” dedi. Konuşmasını gericiliğe karşı mücadele çağrısıyla bitiren Sağlık’a alanı dolduran binlerce kişi evet cevabı verdi.
Etkinlikte sunucuların hazırlamış oldukları 35 şehidin anılarının anlatıldığı konuşmalar yoğun ilgi çekti. Sahne alan bütün sanatçılar Mamak Halkevleri'ne teşekkür ve başarı dileklerini iletirken, Ferhat Tunç yaklaşan yerel seçimlere gönderme yaparak sol geçinen partileri sorgulayın gerekiyorsa cezalandırın mesajını verdi.
Konserden çok mitingi andıran etkinlik, adeta Ankara’da 2 Temmuz günü yapılacak olan mitingin provası gibi oldu. Sık sık mitinge katılım çağrıları yapıldı.
İSTANBUL
İstanbul’da yapılan anma gecesi öncesi Halkevciler, İstanbul Halkevi’nde bir araya gelerek Halkevi’nden Beyoğlu Sinemasına kadar bir yürüyüş yaptılar. 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta yitirilen canların resimlerinin taşındığı yürüyüş boyunca 2 Temmuz’la ilgili bildiriler ve anma gecesinin programı dağıtıldı. Beyoğlu Sineması’nın önüne gelindiğinde İstiklal Caddesi boyunca karşılıklı iki sıra şeklinde dizilerek, Sivas’ta yitirilenlerin resimlerinden oluşan bir sergi oluşturuldu.
Anma öncesi Halkevcilere gözaltı
İstiklal Caddesi’nde bildiri dağıtımı sürerken anmayı provoke etmek isteyen sivil polisler iki Halkevciyi gözaltına alma girişiminde bulundu. Hakkında arama bulunduğu iddia edilen bir Halkevci göz altına alınırken daha sonra gözaltına alınmak istenen başka bir Halkevi üyesi ise Halkevcilerin müdahalesi ve ısrarlı tepkisi üzerine serbest bıraktırıldı. Polisin gözaltına almak istediği Halkevci polisler tarafından bir pasaja sokulurken pasajın dışında toplanan onlarca Halkevci “Sivas’ı yakanlar memleketi satanlar, Polis boş durma katilleri yakala, Dün Maraş’ta bugün Sivas’ta çözüm faşizme karşı savaşta” sloganları attılar. Yapılan müdahale sonucu Halkevci genç polisler tarafından serbest bırakılırken Beyoğlu Sineması’ndan Halkevi’ne kadar sloganlar atarak bir yürüyüş yapıldı.
Etkinliğin yapıldığı salon doldu taştı
Saat 21.00’de başlayan anma gecesine yüzlerce kişi katıldı. Salonun dolu olması nedeniyle çok sayıda kişi etkinliği ayakta izlemek zorunda kaldı.
Etkinlik Sivas’ta kaybettiğimiz 35 insan için saygı duruşuyla başladı. Saygı duruşunun ardından Can Dündar’ın hazırladığı “Sivas Cehennemi” adlı belgesel film gösterimi yapıldı.
Ardından Halkevleri Genel Başkanı İlknur Birol, yaptığı açılış konuşmasında Sivas’taki zihniyetin günümüzde halen sürdüğüne işaret etti. Birol “Halkevleri olarak, bugün sahte demokrasi söylemleri ile darbelere karşı olduğunu söyleyen, dün Sivas’ta 35 insanımızı yakan gericilerle, ne Irak savaşında, ne İsrail’in Lübnan’ı işgalinde ne de Filistin konusunda ortak hareket etmedik. Ayrıca bugün laik demokratik düzeni savunduğunu iddia eden, dün Sivas’ta gericiler canlarımızı yakarken kılını kıpırdatmayan ordu ile de birlikte hareket etmedik. Biz kurtuluşun halkın kendi özgücünden gelen mücadele ile oluşacağını biliyoruz” dedi. Birol’un ardından Pir Sultan Abdal Kültür Derneği yöneticisi söz aldı. Alevilerin yıllardır baskı gördüğünü, Sivas’ta yaşananların tesadüfi bir gelişmeden çok organize bir katliam olduğunu söyleyen PSAKD yöneticisi, Sivas’tan sonra Gazi’de, hemen sonra cezaevlerinde aynı organizasyonun açığa çıktığını belirtti. 90’lı yıllarda devletin, 3 kişinin basın açıklaması için bir araya gelme isteğini en sert şekilde bastırırken, Sivas’ta 8 saat boyunca hiçbir müdahalede bulunmadığını söyledi. Sözlerini 2 Temmuz’da Sivas’ta olunması çağrısını yaparak bitirdi.
PSAKD yöneticisinin konuşmasının ardından Sarıyer Halkevi Gençlik Korosu sahne aldı. İzleyilerden büyük alkış alan koronun ardından, Feryal Öney, bugün yaşamaya çalıştığımız karanlıkta nice insanımızın farklı etnik kökenlerden, farklı mezheplerden olduğu için katledildiğini söyledi. Feryal Öney’in türkülerinden sonra Eşber Yağmurdereli söz aldı. Yağmurdereli, aydınlık bir geleceği, insanca bir yaşamı savunanların dönem dönem yenildiğini geriye düştüğünü ancak mutlak olarak zaferi kazanacaklarını belirtirken, 2 Temmuz’un 15. yılında mümkün olduğunca kitlesel bir şekilde alanlara çıkmanın gerekliliğini anlatarak 2 Temmuz’da Sivas’taki mitinge çağrı yaptı. Yağmurdereli’den sonra, babası Nesimi Çimen’i Madımak’ta yitiren Mazlum Çimen babasına yazdığı ancak sonrasında bir aşk türküsü olan eseri ‘Sen benden gittin gideli’yi seslendirdi. Çimen’in, insanca bir yaşam için seslendirdiği türkülerin ardından program son buldu.
ADANA
Adana Halkevi İsmet Gökdemir Kültür-Sanat Salonu’nda yapılan 2 Temmuz anmasında gericiliğe karşı mücadelenin hayatiliği bir kere daha hatırlandı. Akşam saatlerinde gerçekleştirilen etkinlikte salonun duvarları 2 Temmuz katliamını anlatan fotoğraflarla kaplandı. Resim sergisinin yanı sıra Sivas katliamının kışkırtıcılarının “Müslümanlar” imzasıyla dağıtmış olduğu bildiri, devlet yetkililerinin katliam sonrası yapmış oldu açıklamalar da kültür salonunun duvarlarında yerini aldı. Etkinlik, Halkevi yönetiminden Burak Kaya’nın konuşmasıyla başladı. Kaya, konuşmasında “Bu ülkenin devrimcilerinin/demokratlarının önünde bulunan en önemli gündemlerinden biri gericiliğe karşı mücadeledir. Yeni Maraşların, Çorumların yaşanmaması için Sivas katliamından çıkarılacak birçok ders var. Halkevleri olarak bugün temel mücadele alanımızı bir slogan yeterince açıklıyor; ‘Müşteri Değil Halkız, Gericiliğin Karşısındayız’. Bugün parasız eğitim ve sağlık mücadelesi bizim için ne ifade ediyorsa siyasal islama karşı mücadelede onu ifade etmektedir. Fakat sol içersinde bazı hatalı eğilimler gericiliğe karşı mücadelede politik bulanıklık yaratmıştır. Demokrasi mücadelesi süresinde siyasal islamın temsilcileriyle ortak hareket zeminleri oluşturmak tehlikeli bir yaklaşımdır. Bu çizgi AKP iktidarının sahte demokratlığına, toplumsal zemin oluşturma konusunda kolaylaştırıcı bir etki yapmaktadır. Bu oyuna düşülmemeli ve sol kendi bağımsız çizgisini oluşturma konusunda net tutum almalıdır” dedi.
Etkinliğin devamında Can Dündar’ın hazırlamış olduğu “O GÜN” isimli belgeselin gösterimi yapıldı. Belgesel gösterimi sonrasında Halkevi yönetiminden Yasin Aytaç, Maraş katliamını yaşayan biri olarak katılımcılarla gözlemlerini ve anılarını paylaştı. Yasin Aytaç, Sivas Katliamı’nın gerçekleşme biçimi ile Maraş Katliamı’nın gerçekleşme biçimi arasındaki benzerliğe özel vurguda bulundu.
Etkinlik sonunda ise Hacı Bektaşi Veli Derneği müzik grubu bir dinleti gerçekleştirdi.
Ayrıca hazırlanan fotoğraf sergisi Salı ve Çarşamba günleri (1-2 temmuz) Büyükşehir Belediyesi Tiyatrosu Fuayesinde sergilenmeye devam edilecek.
Trabzon/Tonya Halkevi’nde Sivas Anması: “Türküler Yanmaz”
27 Haziran Cuma günü Tonya Halkevi Müzik ve Şiir Topluluğu "Türküler Yanmaz" adlı bir dayanışma gecesi düzenledi. Gericiliğe, yoksulluğa ve kültürel yozlaşmaya karşı mücadele çağrısı içeren açılış konuşması ve slayt gösterisinin ardından şiir ve türkülerle devam etti. Etkinliğe halk yoğun ilgi gösterdi. Yaklaşık 250 kişinin katıldığı etkinlik kemençe eşliğinde oynanan horonla sona erdi.
Giresun'da 2 Temmuz Anma Gecesi Yapıldı
Giresun Halkevi tarafından 27 Haziran Cuma günü 20.00-23.00 saatleri arasında Giresun Atapark’da “Gericiliğe Hayır/ Karadeniz Kararmasın” sloganıyla etkinlik gerçekleştirildi.
Kazım Koyuncu ve Sivas şehitleri için saygı duruşu ile başlayan gecede, Giresun Halkevi Şube Başkanı Sedat Bora tarafından yapılan açılış konuşmasında “Mersin Halkevi’ne açılan kapatma davası ve Halkevleri'nin gericilik karşıtı faaliyetleri anlatıldı. Gericilik karşıtı mücadele için Halkevleri’ne sahip çıkılması gerektiği ve 2 Temmuz’da Sivas’ta olmanın ayrı bir önemi olduğu vurgulandı.
Açılış konuşmasının ardından Giresun Halk Tiyatrosu tarafından hazırlanan “Ölüler Meclisi” adlı skeç sergilendi. AKP’nin son dönem eğitim ve sağlık politikalarını teşhir eden skeç izleyiciler tarafından oldukça beğenildi. Kazım Koyuncu ile ilgili sinevizyon gösterisi yapılan gecede yerel müzik grupları eşliğinde Kazım Koyuncu parçaları hep beraber söylendi.
Oldukça coşkulu geçen geceye yaklaşık 400 kişi katıldı. 2 Temmuz Sivas çağrısıyla sona eren geceye; Eğitim-Sen, Haber-Sen, ADD, ÖDP, DSP yöneticileri destek verdi.
Ayrıca etkinlik alanına asılan “Gericiliğe Karşı 2 Temmuz’da Sivas’tayız” pankartı, izinsiz olduğu gerekçesiyle polis tarafından kaldırılmak istendi. Halkevi yöneticileri ile polis arasında çıkan kısa süreli tartışmaya katılımcı kurumların da sahip çıkmasıyla afiş alandan indirilmedi.
İZMİR
İzmir Gültepe Halkevi’nde 2 Temmuz anması
29 Haziran Pazar günü İzmir Gültepe Halkevi’nde 15. yılında Sivas katliamı ve gericilik konulu anma etkinliği düzenlendi. Etkinlikte Can Dündar’ın hazırladığı ‘Sivas Cehennemi O Gün' adlı belgesel gösterimi yapıldıktan sonra bağlama eşliğinde türküler söylendi. Sivas Katliamı’nın unutulmadığını ve unutturulmayacağını vurguladıktan sonra 2 Temmuz da Sivas’ta olma çağrısı yapıldı.
Etkinlik, 6 Temmuz Pazar günü yapılacak olan ‘Zülfikar şahin’ ve Hacı Bektaş Veli Derneği Semah Ekibi'nin de katılacağı ‘Sivas’ın ışığında gericiliğin karşısında buluşuyoruz’ adlı anma etkinliğine çağrıyla son buldu.
Çiğli Halkevi Gericiliğe Karşı Meşale Yaktı!
Çiğli Halkevi 2 Temmuz’u anmak ve unutturmamak amacıyla Uğur Mumcu Parkı’ndan başlayan meşaleli bir yürüyüşle başladı. Yürüyüş sırasında faşizm ve gericilik karşıtı sloganlar atılırken katliamın ardından 15 yıl geçtiği ancak katliamın faillerinin yargılanmazken, AKP Hükümeti’nin çeşitli kademelerinde görev aldığına dikkat çekildi. Gerici politikaların can yakmaya devam ettiği vurgusu sık sık yapıldı. Alkış ve sloganlarla balkonlardan destek bulan yürüyüşe yaklaşık 130 kişi katıldı.
Anma, Çiğli Halkevi önüne gelindiğinde o günü anlatan şiir ve müzik dinletileri ile devam etti. Çeşitli yerel ozanların ve halkevi bağlama kursiyerlerinin sahne aldığı dinleti gerçekleştirildi. Halkevi Başkanı Cuma Kuzu; bugün gericilik karşıtı mücadelenin gün geçerek önem kazandığını belirtirken, ayrıca etkinliğe katılan her kişinin kendine AKP’ye oy veren yan komşusuna bu konunun iç yüzünü aktarmak ve mecliste dolaşan bütün bürokratların bu katliamın hazırlanmasında payı olduğunu hatırlatmayı görev bilmesini istedi.
Saat 11.00 de Can Dündar’ın hazırladığı “O Gün” belgeseli gösterilerek etkinlik sona ererken Sivas ve Gündoğdu Meydanı’nda yapılacak mitinglere çağrı yapıldı.
Eskişehir’de 2 Temmuzda alanlarda
Eskişehir’de, aralarında Halkevleri'nin de bulunduğu sendikalar, meslek odaları, siyasi partiler ve çeşitli demokratik kitle örgütlerince düzenlenecek olan “2 Temmuz Sivas Şehitlerini Anma” etkinliği 2 Temmuz günü 18.00’da yapılacak olan bir yürüyüşle başlayacak. KESK binası önünden başlayacak yürüyüş Hamamyolu bölgesinde yapılacak bir basın açıklaması ile sonlanacak. Ayrıca Eskişehir Gültepe Halkevi bu yılki 2 Temmuz etkinliklerini sokakta mahallelilerle beraber de gerçekleştirecek.
Kaynak : Halkevleri Basın Merkezi
"2 Temmuz mu? Ne Olmuştu?"
Madımak Oteli'nde yaşananların 15'inci yıl dönümünde sokağa çıktık. İnsanlara "2 Temmuz size ne hatırlatıyor" dediğimizde yanıt ortaktı: "2 Temmuz mu? Ne olmuştu?"
BİA Haber Merkezi - İstanbul
01 Temmuz 2008, Salı
Bawer ÇAKIR
bianet Sivas'ta yaşananları sokağa sordu. Konuştuğumuz insanların yanıtı “Hatırlamıyorum, siz hatırlatsanız” oldu.
"Madımak Oteli'nde 37 kişi yakılarak öldürülmüştü" dediğimizde görüş vermek istediğini söyleyenlerin çoğu bu isteklerinden hemen vazgeçti.
Nurhan Özkanlı “Zıkkım yesinler”
57 yaşındaki ev kadını Nuran Özkanlı’ya Madımak Otelinde yaşananları hatırlattığımızda 37 kişinin ölümüne ilk tepkisi “Lanet olsun”du. “Bunu böyle yaz” diye de sıkı sıkı tembihledi.
"Madımak Otelinin altında kebapçı var" dediğimizde ise tepkisi daha da sertleşti: “Zıkkım yesinler.”
“Nesin ile hemşeriyim ve bazı fikirlerini de seviyorum”
Necat Metinyurt Aziz Nesin’in bazı fikirlerini beğendiğini söyleyen, tercümanlık ve rehberlik yapan 42 yaşındaki Necat Metinyurt aynı zamanda Nesin’in hemşehrisi.
“Yaşanmaması gereken şeylerin yaşandığını" söylerken sesi titriyor. “Zor kullanılarak kimsenin fikrini ve hayat görüşünü değiştiremezsin” diyor.
"Madımak Oteli’nin müze yapılmasını isteyen çeşitli sivil toplum örgütlerinin varolmasına dair birlik duygusuyla hareket edilmesi gerektiğinin altını çiziyor.
“Öldürülen insanların amacının bu ülkeye katkı sunmak olduğunu düşünüyorum” diyen Metinyurt'in çözüm önerisiyse şöyle:
“Yakmakla, idam etmekle, öldürmekle değil, herkesi anlamaya çalışarak, ayrımcılık yapmayarak arzu ettiğimiz topluma kavuşabiliriz.”
Madımak Oteli’nde katledilen insanların “kötü” hiçbir şey yapmadıklarını söyleyen üniversite mezunu 24 yaşındaki Funda Akın “Müze yapılması manalı. Ancak benim pek fazla bilgim yok” diyor.
Ufuk Yumrukaya & Emine Kılıçtepe28 yaşındaki Emine Kılıçtepe ve 24 yaşındaki Ufuk Yumrukaya aynı mağazada çalışıyorlar. İkisi de aynı şeyleri söylüyor: “İnsan ve Allah katında bu yaşananlar yanlış bir iş.”
Olayların ardından devletin konuya dair pek de iç açıcı şeyler yapmadığını, olayı aydınlatmak yerine üstünü örterek kamuoyundan bilgileri sakladıklarını söylüyorlar.
“Bu ülkede bir yıl önce yaşananlar dahi unutuluyor”
Üniversite mezunu, kuaför 27 yaşındaki Yasemin Uzun "Asgari saygıya ihtiyacımız olduğunu" düşünüyor.
Yaşananların "Yanlış olduğu kadar ürkütücü de olduğunu" söyleyen Uzun “Bu ülkede herkes unutkan. Ve kıymet de bilmiyor. Bir yıl önce yaşananları unutuyorlar, 15 yıl önceki olayları hatırlamaları zor” diyor. Yasemin Uzun
24 yaşındaki öğrenci Tuna Özvar diğer arkadaşlarının konuşmak istememesine kızıp fikirlerini paylaşıyor bizimle: “Binanın müze yapılmasının hayatını kaybeden insanlara bir getirisi olmaz.”
Olaylarla ilgili ciddi bir şey yapılmadığını belirten Özvar, kebapçıyı kapatmak değil insanların zihnini açmak gerektiğini söylüyor.
“Siz hatırlatmasaydınız aklıma gelmezdi”
Şoför Orhan Çakmakçı 31 yaşında. Madımak Otelinde yaşananlarla ilgili pek bir şey hatırlamadığını söylüyor. Olayların üzerinden bayağı bir zaman geçtiğini söyleyen Çakmakçı "Siz hatırlatmasaydınız aklıma dahi gelmezdi" derken başını önüne eğiyor.
“Sivas’ta yaşananlar Türkiye’nin gerçeği”
İlyas Kurt 19 yaşındaki İlyas Kurt o 4 yaşındayken yaşanan olayları hatırlıyor. “İnsanların fikirleri yüzünden öldürülmesi kötü. Ama bu ne yazık ki Türkiye’nin gerçeği” diyen Kurt sorularımıza kısa ve net yanıtlar veriyor.
“Orada kebapçının ne işi var?”
“Bu memlekette böyle şeyler olmamalı. Yapılanlar çirkin ve insanlık dışı ama ne yazık ki oluyor işte” diyen 63 yaşındaki emekli Ali Taştan keskin gözlerle “Siz ne düşünüyorsunuz? Taraf mısınız?” diye soruyor.
Suçluların yakalanması gerektiğini söyleyen Taştan otelin altındaki kebapçıdan bahsettiğimizde “Ben Sivaslı değilim, ne diyebilirim” diyor. Ama şu soruyu sormadan da edemiyor: "Orada kebapçının ne işi var?”
Olayın tasvip edilecek bir noktası yok diyen Yaşar Arslan 44 yaşında bir işçi. Sivaslı. Memleketinde yaşanan olaylarla ilgili tek sıkıntısı olayların “Sivas Katliamı” olarak anılması.
Binlerce insanın bir anda otelin etrafında toplanmasının ilginç olduğunu söyleyen Arslan etkinliğe gelen katılımcıların da payları var diyor. Arslan'ın düşüncesi “O insanların Sivas’a gelmeleri yanlıştı. Yaşananlar da biraz da onların payı var.”
“'Katil Sivaslı' dedi mal almayı bıraktım”
“Olaylarının üstüne yeterince gidildi mi?” diye sorunca “Yeterince gidilmedi. Ama benim için olayın meydana geliş kısmı önemli. Süreçte Sivas’ın dışındaki etkenlerin payı büyük.”
1993 Temmuz’un da esnaflık yaptığını ve dükkanına mal veren dağıtımcının kendisine “Katil Sivaslı” dediğini anlatan Arslan o sözden sonra dağıtımcısını değiştirdiğini de ekliyor sözlerine.
“İnsan belleği unutmakla yaralıdır”
Eski bir Osmanlı atasözü “Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür” diyor.. Yani “İnsan belleği unutmakla yaralıdır” 15 yıl sonra sokaktaki insanlar Sivas’ı ve Madımak Otelinde yaşananları ancak biri kendilerine anımsatınca hatırlıyor. Ve şu Metin Altıok dizeleri bazı tesadüflerin gülümsetemediğini anlatıyor:
“...sonunda kendime bir top yangın edindim,
soluğumla besledim dudağımın ucunda.
ömrümün külüydü savrulan hep ardımda,
örterek yavaş yavaş bıraktığım izleri
yanmış bir günün sürüklenen kanatlarıyla
koştum, durmadan koştum o küçük yangınımla,
adımın çaresiz kıyılarında kendi göğümü bulmaya...”(BÇ/EZÖ)
Fotoğraflar: Ece Yıldız
BİA Haber Merkezi - İstanbul
01 Temmuz 2008, Salı
Bawer ÇAKIR
bianet Sivas'ta yaşananları sokağa sordu. Konuştuğumuz insanların yanıtı “Hatırlamıyorum, siz hatırlatsanız” oldu.
"Madımak Oteli'nde 37 kişi yakılarak öldürülmüştü" dediğimizde görüş vermek istediğini söyleyenlerin çoğu bu isteklerinden hemen vazgeçti.
Nurhan Özkanlı “Zıkkım yesinler”
57 yaşındaki ev kadını Nuran Özkanlı’ya Madımak Otelinde yaşananları hatırlattığımızda 37 kişinin ölümüne ilk tepkisi “Lanet olsun”du. “Bunu böyle yaz” diye de sıkı sıkı tembihledi.
"Madımak Otelinin altında kebapçı var" dediğimizde ise tepkisi daha da sertleşti: “Zıkkım yesinler.”
“Nesin ile hemşeriyim ve bazı fikirlerini de seviyorum”
Necat Metinyurt Aziz Nesin’in bazı fikirlerini beğendiğini söyleyen, tercümanlık ve rehberlik yapan 42 yaşındaki Necat Metinyurt aynı zamanda Nesin’in hemşehrisi.
“Yaşanmaması gereken şeylerin yaşandığını" söylerken sesi titriyor. “Zor kullanılarak kimsenin fikrini ve hayat görüşünü değiştiremezsin” diyor.
"Madımak Oteli’nin müze yapılmasını isteyen çeşitli sivil toplum örgütlerinin varolmasına dair birlik duygusuyla hareket edilmesi gerektiğinin altını çiziyor.
“Öldürülen insanların amacının bu ülkeye katkı sunmak olduğunu düşünüyorum” diyen Metinyurt'in çözüm önerisiyse şöyle:
“Yakmakla, idam etmekle, öldürmekle değil, herkesi anlamaya çalışarak, ayrımcılık yapmayarak arzu ettiğimiz topluma kavuşabiliriz.”
Madımak Oteli’nde katledilen insanların “kötü” hiçbir şey yapmadıklarını söyleyen üniversite mezunu 24 yaşındaki Funda Akın “Müze yapılması manalı. Ancak benim pek fazla bilgim yok” diyor.
Ufuk Yumrukaya & Emine Kılıçtepe28 yaşındaki Emine Kılıçtepe ve 24 yaşındaki Ufuk Yumrukaya aynı mağazada çalışıyorlar. İkisi de aynı şeyleri söylüyor: “İnsan ve Allah katında bu yaşananlar yanlış bir iş.”
Olayların ardından devletin konuya dair pek de iç açıcı şeyler yapmadığını, olayı aydınlatmak yerine üstünü örterek kamuoyundan bilgileri sakladıklarını söylüyorlar.
“Bu ülkede bir yıl önce yaşananlar dahi unutuluyor”
Üniversite mezunu, kuaför 27 yaşındaki Yasemin Uzun "Asgari saygıya ihtiyacımız olduğunu" düşünüyor.
Yaşananların "Yanlış olduğu kadar ürkütücü de olduğunu" söyleyen Uzun “Bu ülkede herkes unutkan. Ve kıymet de bilmiyor. Bir yıl önce yaşananları unutuyorlar, 15 yıl önceki olayları hatırlamaları zor” diyor. Yasemin Uzun
24 yaşındaki öğrenci Tuna Özvar diğer arkadaşlarının konuşmak istememesine kızıp fikirlerini paylaşıyor bizimle: “Binanın müze yapılmasının hayatını kaybeden insanlara bir getirisi olmaz.”
Olaylarla ilgili ciddi bir şey yapılmadığını belirten Özvar, kebapçıyı kapatmak değil insanların zihnini açmak gerektiğini söylüyor.
“Siz hatırlatmasaydınız aklıma gelmezdi”
Şoför Orhan Çakmakçı 31 yaşında. Madımak Otelinde yaşananlarla ilgili pek bir şey hatırlamadığını söylüyor. Olayların üzerinden bayağı bir zaman geçtiğini söyleyen Çakmakçı "Siz hatırlatmasaydınız aklıma dahi gelmezdi" derken başını önüne eğiyor.
“Sivas’ta yaşananlar Türkiye’nin gerçeği”
İlyas Kurt 19 yaşındaki İlyas Kurt o 4 yaşındayken yaşanan olayları hatırlıyor. “İnsanların fikirleri yüzünden öldürülmesi kötü. Ama bu ne yazık ki Türkiye’nin gerçeği” diyen Kurt sorularımıza kısa ve net yanıtlar veriyor.
“Orada kebapçının ne işi var?”
“Bu memlekette böyle şeyler olmamalı. Yapılanlar çirkin ve insanlık dışı ama ne yazık ki oluyor işte” diyen 63 yaşındaki emekli Ali Taştan keskin gözlerle “Siz ne düşünüyorsunuz? Taraf mısınız?” diye soruyor.
Suçluların yakalanması gerektiğini söyleyen Taştan otelin altındaki kebapçıdan bahsettiğimizde “Ben Sivaslı değilim, ne diyebilirim” diyor. Ama şu soruyu sormadan da edemiyor: "Orada kebapçının ne işi var?”
Olayın tasvip edilecek bir noktası yok diyen Yaşar Arslan 44 yaşında bir işçi. Sivaslı. Memleketinde yaşanan olaylarla ilgili tek sıkıntısı olayların “Sivas Katliamı” olarak anılması.
Binlerce insanın bir anda otelin etrafında toplanmasının ilginç olduğunu söyleyen Arslan etkinliğe gelen katılımcıların da payları var diyor. Arslan'ın düşüncesi “O insanların Sivas’a gelmeleri yanlıştı. Yaşananlar da biraz da onların payı var.”
“'Katil Sivaslı' dedi mal almayı bıraktım”
“Olaylarının üstüne yeterince gidildi mi?” diye sorunca “Yeterince gidilmedi. Ama benim için olayın meydana geliş kısmı önemli. Süreçte Sivas’ın dışındaki etkenlerin payı büyük.”
1993 Temmuz’un da esnaflık yaptığını ve dükkanına mal veren dağıtımcının kendisine “Katil Sivaslı” dediğini anlatan Arslan o sözden sonra dağıtımcısını değiştirdiğini de ekliyor sözlerine.
“İnsan belleği unutmakla yaralıdır”
Eski bir Osmanlı atasözü “Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür” diyor.. Yani “İnsan belleği unutmakla yaralıdır” 15 yıl sonra sokaktaki insanlar Sivas’ı ve Madımak Otelinde yaşananları ancak biri kendilerine anımsatınca hatırlıyor. Ve şu Metin Altıok dizeleri bazı tesadüflerin gülümsetemediğini anlatıyor:
“...sonunda kendime bir top yangın edindim,
soluğumla besledim dudağımın ucunda.
ömrümün külüydü savrulan hep ardımda,
örterek yavaş yavaş bıraktığım izleri
yanmış bir günün sürüklenen kanatlarıyla
koştum, durmadan koştum o küçük yangınımla,
adımın çaresiz kıyılarında kendi göğümü bulmaya...”(BÇ/EZÖ)
Fotoğraflar: Ece Yıldız
Kül Yağıyor Üstümüze İnceden NİHAT BEHRAM
“Böyle giderse bunlar Sivaslıyı on misli ile İstanbul’da karşılarında görecekler!” Sivas’taki ‘cehennem yangını’nı izleyen günlerde (6.7.93), Milli Gazete’deki yazısında S.Albayrak bu ‘tehdit’le sunuyordu sevincini!.. “Selam Size” başlıklı imzasız yazıyla ‘Taraf’ adlı dergi ise, “Geçen ay çok bereketli geçti.70 yıllık cumhuriyet tarihinin en büyük direnişlerinden biri, 2 Temmuz’da Sivas’da yaşandı...İnsanlarımız yargılama ve cezalandırma hakkını kullanmıştır.Bu hak müslümanlarındır.Lamı cimi yok!” diye sunuyordu aynı ‘sevinci’. Türkiye adlı gazetede A.Songar, Pir Sultan’ı “İnatçı bir Osmanlı ve Türk düşmanı ve işi gücü Anadolu halkını tahrik etmek olan” diye niteleyip, “Böyle bir kişiyi mutasavvıf şair, halk ozanı gibi gösterip adına şenlikler düzenliyorsunuz, sonra da her yanı ile ne olduğu belli Aziz Nesin’i getirip orada konuşturuyorsunuz!” diyordu. ‘Hak ettiğinizi buldunuz!’ imâsıyla.
Sevincin acımasızı olur mu? Oluyor işte..
Aynı olay, yani bu ‘cehennem yangını’ üstüne ‘fetva’nın en acımasızı, eski solcu şair İsmet Özel’inkiydi. Milli Gazete’deki “Sivas Semalarında Sırp Teyyareleri Uçacak mı?” başlıklı yazısında, “Aklıma takılan şu: Aziz Nesin gibilerin kendilerini güvenlikte hissetmeleri için, Sırp (veya Grek, Ermeni, Rus veya Amerikan) uçaklarını Sivas semalarında görmeleri mi gerekiyor? Giderek olayların Türkiye’de yaşayan insanları şöyle bir tercih karşısında bırakmaları ihtimali kuvvet kazanıyor: Ya müslüman Türkiye, veya hiç!” diyordu.
En acımasızıydı. Çünkü, zalimce yakılan insanların şairler, seçkin sanatçılar olmaları bir yana, İsmet Özel, ‘cehennem yangını’nda yakılan bu insanların çoğunu en azından, yakinen tanımış, bir dönem onlarla düşünce-gönül birliği içinde olmuş bir kişiydi.
İ.Özel, ‘Şiir Dersleri’nde şairi ‘zalime karşı mazlumun yanında olması’ diye tanımlasa da, adını koymadın mı, ‘zalim kim mazlum kim’ sorusu, hayat içinde farklı anlam yükleniyor işte! Yani ‘salt tanım’ yetmiyor demek ki..Yazısısı bunu tanmamlıyordu, yani ‘zalim ve mazlumun kimliği’ hakkındaki düşüncesini.
Koray Kaya’ydı en gencinin adı. Daha 12 yaşında. En büyük düşü saz çalmak, ozan olmak. Hasret Gültekin’e hayran. Bir de Sait Metin’e. Sait gencecik, ama saz dile geliyor kucağında. Hasret de gencecik. Fidan yaşlarında. Daha 24ündeler. Koray’ın doğum günü 1 Mayıs. Rastlantıya bak: Hasret’inki de öyle. 2 Temmuz günü Sivas’da aynı oteldeler. Koray’ın babası, ‘Oğlum, gördün işte hepsini, Hasret abini de, Sait abini de, biz evde kalıyoruz, artık eve gel!” diye çağırsa da, Koray aynı otelde kalmak istiyor kahramanlarıyla. Menekşe de orada kalmak istiyor.Menekşe Kaya. Koray’ın ablası. Semah grubunun üyesi. O gece o da kardeşiyle kalıyor aynı otelde. Nesimi Çimen, Muhlis Akarsu, Asım Bezirci, Metin Altıok, Behçet Aysan.....hayranı oldukları insanlarla. Nicedir düşlerinde süsledikleri bir gece.
Yangın başladığında, Hasret, “Koray sen çık git, babanın yanına git, çocuksun, sana bir şey yapmazlar!” diyor. Koray bırakmıyor Hasret’i. ‘Aynı gün doğduk ya, tam 1 Mayıs günü, ölürsek de aynı gün ölelim!’ dercesine bakıyor Hasret’e. Tutmuş elini, bırakmıyor.
Hasret, şakacı, haylaz; kardeşim gibi yakın. Muzip, acar, zeki. En önemlisi, inanılmaz bir yetenek kuyusu..Nice gecelerde çalmış, söylemişiz birlikte. Sürekli şiir istiyor benden türkü yapmak için. Ona, ‘Nar Çocuk’u daha okurken başlamıştı incecikten incecikten türküsünü söylemeye. O dönem, yirmisinde bile değildi. Dolaşıp duruyorduk yabanellerde, geceden geceye..
“Nar çocuk
Acar çocuk
Dal olur
Açar çocuk
Dişleri
Erik erik
Isırır
Uçar çocuk
Bakışı
Yavru geyik
Yüzünde
Saçar çocuk
Ay doğar
Kumrulanır
Uykuda
Naçar çocuk
Gün olur
Çiğdemlenir
Dağlara
Kaçar çocuk”
Hasret ne güzel döşemişti bu şiirimi türküye. Son bestesi oldu. ‘Türküler Yalan Söylemez’ kasetinde izi kaldı. Külden ve gülden izi.Aynı diziden şiir türkü düşlerimiz vardı, kül oldu, incecikten incecikten yağdı üstümüze. İçimizi gülümüzün dikeni sardı.
Koray, ablası Menekşe, kahramanları Sait, Metin, Behçet, Nesimi Çimen...her biri bir esinti. Külden ve gülden..
Kül oldular ama, sesleri, yüzleri, düşleri içimizde..acının yuvasında yine halk için, ışık için, sevda için, masum için, mahzun için, mazlum için cıvıldar. Günden güne, gülden güle, yana yana, kana kana..
‘Mazlum’ dedim de, ‘Cehennem yangını’ndan yıllar sonra, Mazlum Çimen’le kalktık İskenderun’a gittik. Irak’taki vahşetin İskenderun ayağını zalimlere kapatma eylemi için. Ben şiir okuyacaktım, o saz çalıp türkü söyleyecekti. Sahnede Mazlum’a bakarken aklıma babası geldi. Sivas’tan Anadolu’ya kül yağdıran ‘cehennem yangını’! Konuşmama,“Bir yanımız kül, bir yanımız gül, kalktık geldik Mazlum’la!” diye başladım.. Mazlum, babasının küllerinde gürze dönmüş acısıyla ‘gümbür gümbür gümbürdedi!’.
Hani ‘sevda acısı’ dedikleri içe çekilir de, halkın acısı, böyle gümbür gümbür gümbürder.
‘Lamı cimi yok’: Zalimin ‘sevinci’ küldense, mazlumun acısı yeryüzünden, gökyüzündendir.
Nihat Behram / Temmuz 08
Sevincin acımasızı olur mu? Oluyor işte..
Aynı olay, yani bu ‘cehennem yangını’ üstüne ‘fetva’nın en acımasızı, eski solcu şair İsmet Özel’inkiydi. Milli Gazete’deki “Sivas Semalarında Sırp Teyyareleri Uçacak mı?” başlıklı yazısında, “Aklıma takılan şu: Aziz Nesin gibilerin kendilerini güvenlikte hissetmeleri için, Sırp (veya Grek, Ermeni, Rus veya Amerikan) uçaklarını Sivas semalarında görmeleri mi gerekiyor? Giderek olayların Türkiye’de yaşayan insanları şöyle bir tercih karşısında bırakmaları ihtimali kuvvet kazanıyor: Ya müslüman Türkiye, veya hiç!” diyordu.
En acımasızıydı. Çünkü, zalimce yakılan insanların şairler, seçkin sanatçılar olmaları bir yana, İsmet Özel, ‘cehennem yangını’nda yakılan bu insanların çoğunu en azından, yakinen tanımış, bir dönem onlarla düşünce-gönül birliği içinde olmuş bir kişiydi.
İ.Özel, ‘Şiir Dersleri’nde şairi ‘zalime karşı mazlumun yanında olması’ diye tanımlasa da, adını koymadın mı, ‘zalim kim mazlum kim’ sorusu, hayat içinde farklı anlam yükleniyor işte! Yani ‘salt tanım’ yetmiyor demek ki..Yazısısı bunu tanmamlıyordu, yani ‘zalim ve mazlumun kimliği’ hakkındaki düşüncesini.
Koray Kaya’ydı en gencinin adı. Daha 12 yaşında. En büyük düşü saz çalmak, ozan olmak. Hasret Gültekin’e hayran. Bir de Sait Metin’e. Sait gencecik, ama saz dile geliyor kucağında. Hasret de gencecik. Fidan yaşlarında. Daha 24ündeler. Koray’ın doğum günü 1 Mayıs. Rastlantıya bak: Hasret’inki de öyle. 2 Temmuz günü Sivas’da aynı oteldeler. Koray’ın babası, ‘Oğlum, gördün işte hepsini, Hasret abini de, Sait abini de, biz evde kalıyoruz, artık eve gel!” diye çağırsa da, Koray aynı otelde kalmak istiyor kahramanlarıyla. Menekşe de orada kalmak istiyor.Menekşe Kaya. Koray’ın ablası. Semah grubunun üyesi. O gece o da kardeşiyle kalıyor aynı otelde. Nesimi Çimen, Muhlis Akarsu, Asım Bezirci, Metin Altıok, Behçet Aysan.....hayranı oldukları insanlarla. Nicedir düşlerinde süsledikleri bir gece.
Yangın başladığında, Hasret, “Koray sen çık git, babanın yanına git, çocuksun, sana bir şey yapmazlar!” diyor. Koray bırakmıyor Hasret’i. ‘Aynı gün doğduk ya, tam 1 Mayıs günü, ölürsek de aynı gün ölelim!’ dercesine bakıyor Hasret’e. Tutmuş elini, bırakmıyor.
Hasret, şakacı, haylaz; kardeşim gibi yakın. Muzip, acar, zeki. En önemlisi, inanılmaz bir yetenek kuyusu..Nice gecelerde çalmış, söylemişiz birlikte. Sürekli şiir istiyor benden türkü yapmak için. Ona, ‘Nar Çocuk’u daha okurken başlamıştı incecikten incecikten türküsünü söylemeye. O dönem, yirmisinde bile değildi. Dolaşıp duruyorduk yabanellerde, geceden geceye..
“Nar çocuk
Acar çocuk
Dal olur
Açar çocuk
Dişleri
Erik erik
Isırır
Uçar çocuk
Bakışı
Yavru geyik
Yüzünde
Saçar çocuk
Ay doğar
Kumrulanır
Uykuda
Naçar çocuk
Gün olur
Çiğdemlenir
Dağlara
Kaçar çocuk”
Hasret ne güzel döşemişti bu şiirimi türküye. Son bestesi oldu. ‘Türküler Yalan Söylemez’ kasetinde izi kaldı. Külden ve gülden izi.Aynı diziden şiir türkü düşlerimiz vardı, kül oldu, incecikten incecikten yağdı üstümüze. İçimizi gülümüzün dikeni sardı.
Koray, ablası Menekşe, kahramanları Sait, Metin, Behçet, Nesimi Çimen...her biri bir esinti. Külden ve gülden..
Kül oldular ama, sesleri, yüzleri, düşleri içimizde..acının yuvasında yine halk için, ışık için, sevda için, masum için, mahzun için, mazlum için cıvıldar. Günden güne, gülden güle, yana yana, kana kana..
‘Mazlum’ dedim de, ‘Cehennem yangını’ndan yıllar sonra, Mazlum Çimen’le kalktık İskenderun’a gittik. Irak’taki vahşetin İskenderun ayağını zalimlere kapatma eylemi için. Ben şiir okuyacaktım, o saz çalıp türkü söyleyecekti. Sahnede Mazlum’a bakarken aklıma babası geldi. Sivas’tan Anadolu’ya kül yağdıran ‘cehennem yangını’! Konuşmama,“Bir yanımız kül, bir yanımız gül, kalktık geldik Mazlum’la!” diye başladım.. Mazlum, babasının küllerinde gürze dönmüş acısıyla ‘gümbür gümbür gümbürdedi!’.
Hani ‘sevda acısı’ dedikleri içe çekilir de, halkın acısı, böyle gümbür gümbür gümbürder.
‘Lamı cimi yok’: Zalimin ‘sevinci’ küldense, mazlumun acısı yeryüzünden, gökyüzündendir.
Nihat Behram / Temmuz 08
"Ülkemizin Vicdanı 2 Temmuz’da Alanlarda olacak, Madımak Oteli’nin önünde buluşacak …"
Pir Sultan Abdal’ı anmak üzere Sivas’a giden 33 insanın Madımak Oteli’nde yakılarak katledilmesi, Ortaçağ vahşetiyle Türkiye’nin aydınlığına, çağdaşlığına, demokrasi ve laikliğe, halkların kardeşliğine, birarada yaşama kültürüne ve çok kültürlülüğe yapılan bir saldırıydı. Bundan 15 yıl önce Sivas’ta gerçekleşen gerici, şeriatçı, faşist katliam devletin ve güvenlik güçlerinin gözetiminde yaşandı. İnsana, aydınlığa, düşünce özgürlüğüne düşman ırkçı ve şeriatçı güçler, “Şeriat isteriz”, “Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yıkılacak” sloganları atarak savunmasız insanları bir otelde kıstırdılar ve oteli ateşe vererek, tarihe karanlık bir sayfa eklediler.
Bu kara leke, AKP iktidarının Madımak Oteli’nin müze olmasına ilişkin talepleri görmezden gelen tutumu ile Madımak’ın müze olması için verilen kanun teklifini reddetmesiyle, dahası Sivas Belediye Başkanı Sami Aydın’ın, Madımak Oteli’nin altında açılan kebapçının yerine kütüphane ya da çiçekçi açılması veya binanın müzeye dönüştürülmesi tekliflerine karşı “Pişmiş aşa soğuk su katılmaz” cevabı ile daha da büyümüş, otel binasının kebap salonu olarak hizmet vermesini onaylayan bu tutum, Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’ın Madımak Oteli’nin kamulaştırılması için yeterli bütçeye sahip değilim demesi de en az Madımak Katliamı kadar canımızı yakmış, ruhumuzu incitmiştir.
Bu nedenle Madımak Oteli’ndeki insanlık dışı kıyımın vicdanlarımızda yarattığı utancı hep birlikte temizlemek gerektiğine inanıyor ve bunun salt Alevilerin sorunu olmadığı kanaatini taşıyoruz. Madımak’ın toplumsal belleğimizde açtığı yarayı da demokrasiye, insan hak ve özgürlüklerine, eşitliğe, çok kültürlülüğe inanan kesimlerle sarabileceğimizi biliyoruz. Madımak Katliamı’yla yüzleşmenin ve gerçek faillerin bulunmasının gerekliliğine inanıyor, 2 Temmuz’un unutulması halinde farklı kimlik ve inançtaki her insanın can ve mal güvenliğine yönelik tehditlerin artarak devam edeceğini görüyoruz.
Türkiye, geçmişindeki bu utancı temizlemek, geleceğini de aydınlatmak zorundadır. Bizce bunun çözümü Madımak Oteli’nin müzeye dönüştürülmesi, katliamın karanlıkta kalmış gerçek faillerinin bulunması ve Alevilerden özür dilenmesidir. Yeni Madımaklar yaşamamak için 2 Temmuz’un unutturulması yönündeki girişim ve çabalara set çekmek, toplumun ve devletin yüzleşmesini sağlamak bu açıdan önem taşımaktadır. Bu nedenle, 2 Temmuz’da Sivas’ta yapılan anmalar önem arz etmektedir.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, 15 yıldır kararlı bir şekilde Madımak katliamının, sadece Madımak’ın da değil, bir arada yaşama kültürünü tahrip eden karanlıkta kalmış bütün katliamların aydınlığa kavuşturulması için mücadele veriyor ve laikliği, bireyin ve emeğin özgürleştirilmesini, devletin demokratikleştirilmesini savunan güçlerle omuz omuza olmayı önemsiyor. Omuz omuza verdiğimiz mücadelede dostlarımızı şimdi 2 Temmuz’da Madımak Oteli önünde görmek istiyoruz.
Her yıl olduğu gibi bu yıl da 2 Temmuz’da Madımak Oteli’nde karanfillerimizi bırakıp kaybettiğimiz değerleri anacağız. Madımak Oteli’nin müzeye dönüştürülmesine ilişkin mücadeledeki kararlılığımızı bir kez daha göstereceğiz. Anma töreninde aramızda sizleri de görmeyi arzuluyoruz. Vereceğiniz desteğin, farklı kültürlerin ve inançların bir arada yaşayabileceği bir Türkiye özleminin gerçekleşmesine katkı sunacağını, Madımak katliamını unutturmak isteyen çevrelere etkili bir cevap olacağına inanıyoruz.
Türkiye’nin aydınlığına, çağdaşlığına, demokrasi ve laikliğe, halkların kardeşliğine, eşitliğe, özgürlüğe, bir arada yaşama kültürüne ve çok kültürlülüğe inanları, Alevi Örgütlerimizi, Sol Siyasi Partilerimizi, Sendikalarımızı, Demokratik Kitle Örgütlerimizi, Odalarımızı, Barolarımızı, Emek ve Demokrasi güçlerimizi kısacası ülkemizin vicdanını 2 Temmuz 2008 Çarşamba günü Alanları doldurmaya, Sivas’ta Madımak önünde buluşmaya davet ediyoruz. Saygılarımızla;
Genel Başkan
Av.Fevzi Gümüş
Bu kara leke, AKP iktidarının Madımak Oteli’nin müze olmasına ilişkin talepleri görmezden gelen tutumu ile Madımak’ın müze olması için verilen kanun teklifini reddetmesiyle, dahası Sivas Belediye Başkanı Sami Aydın’ın, Madımak Oteli’nin altında açılan kebapçının yerine kütüphane ya da çiçekçi açılması veya binanın müzeye dönüştürülmesi tekliflerine karşı “Pişmiş aşa soğuk su katılmaz” cevabı ile daha da büyümüş, otel binasının kebap salonu olarak hizmet vermesini onaylayan bu tutum, Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’ın Madımak Oteli’nin kamulaştırılması için yeterli bütçeye sahip değilim demesi de en az Madımak Katliamı kadar canımızı yakmış, ruhumuzu incitmiştir.
Bu nedenle Madımak Oteli’ndeki insanlık dışı kıyımın vicdanlarımızda yarattığı utancı hep birlikte temizlemek gerektiğine inanıyor ve bunun salt Alevilerin sorunu olmadığı kanaatini taşıyoruz. Madımak’ın toplumsal belleğimizde açtığı yarayı da demokrasiye, insan hak ve özgürlüklerine, eşitliğe, çok kültürlülüğe inanan kesimlerle sarabileceğimizi biliyoruz. Madımak Katliamı’yla yüzleşmenin ve gerçek faillerin bulunmasının gerekliliğine inanıyor, 2 Temmuz’un unutulması halinde farklı kimlik ve inançtaki her insanın can ve mal güvenliğine yönelik tehditlerin artarak devam edeceğini görüyoruz.
Türkiye, geçmişindeki bu utancı temizlemek, geleceğini de aydınlatmak zorundadır. Bizce bunun çözümü Madımak Oteli’nin müzeye dönüştürülmesi, katliamın karanlıkta kalmış gerçek faillerinin bulunması ve Alevilerden özür dilenmesidir. Yeni Madımaklar yaşamamak için 2 Temmuz’un unutturulması yönündeki girişim ve çabalara set çekmek, toplumun ve devletin yüzleşmesini sağlamak bu açıdan önem taşımaktadır. Bu nedenle, 2 Temmuz’da Sivas’ta yapılan anmalar önem arz etmektedir.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, 15 yıldır kararlı bir şekilde Madımak katliamının, sadece Madımak’ın da değil, bir arada yaşama kültürünü tahrip eden karanlıkta kalmış bütün katliamların aydınlığa kavuşturulması için mücadele veriyor ve laikliği, bireyin ve emeğin özgürleştirilmesini, devletin demokratikleştirilmesini savunan güçlerle omuz omuza olmayı önemsiyor. Omuz omuza verdiğimiz mücadelede dostlarımızı şimdi 2 Temmuz’da Madımak Oteli önünde görmek istiyoruz.
Her yıl olduğu gibi bu yıl da 2 Temmuz’da Madımak Oteli’nde karanfillerimizi bırakıp kaybettiğimiz değerleri anacağız. Madımak Oteli’nin müzeye dönüştürülmesine ilişkin mücadeledeki kararlılığımızı bir kez daha göstereceğiz. Anma töreninde aramızda sizleri de görmeyi arzuluyoruz. Vereceğiniz desteğin, farklı kültürlerin ve inançların bir arada yaşayabileceği bir Türkiye özleminin gerçekleşmesine katkı sunacağını, Madımak katliamını unutturmak isteyen çevrelere etkili bir cevap olacağına inanıyoruz.
Türkiye’nin aydınlığına, çağdaşlığına, demokrasi ve laikliğe, halkların kardeşliğine, eşitliğe, özgürlüğe, bir arada yaşama kültürüne ve çok kültürlülüğe inanları, Alevi Örgütlerimizi, Sol Siyasi Partilerimizi, Sendikalarımızı, Demokratik Kitle Örgütlerimizi, Odalarımızı, Barolarımızı, Emek ve Demokrasi güçlerimizi kısacası ülkemizin vicdanını 2 Temmuz 2008 Çarşamba günü Alanları doldurmaya, Sivas’ta Madımak önünde buluşmaya davet ediyoruz. Saygılarımızla;
Genel Başkan
Av.Fevzi Gümüş
Türkülerle Sivas anması
Sivas'ta yitirdiklerimiz, katliamın 15. yılında Erdal Erzincan, Tolga Sağ ve Muharrem Semiz'in türküleri eşliğinde anıldı...
soL (Haber Merkezi) Sivas katliamının 15.yılında, katledilen 37 aydın İstanbul Maltepe'de düzenlenen bir etkinlikle anıldı. Maltepe Nazım Hikmet Kültür Evi'nin "Sivas'ın Ateşi Sönmeyecek" adıyla düzenlemiş olduğu anma programı, Kültürevi'nin bulunduğu Beşçeşmeler Meydanı'nda gerçekleşti.
Kartal ve Maltepe bölgesinden yaklaşık 2 bin kişinin katıldığı ve Nazım Hikmet Kültür Merkezi'nin, katliamın 15.yılı nedeniyle yayınladığı bildirinin okunmasıyla başlayan anma, şair Ömer Lütfü Demircan'ın seslendirdiği şiirler ve Serdar Kemal'in sazı ve türküleriyle devam etti.
Anmada Türkiye Komünist Partisi adına bir konuşma yapan Merkez Komite üyesi Kemal Parlak, Cumhuriyet tarihinde gerici ayaklanmalar olarak kabul edilen Çorum, Maraş ve Kanlı Pazar katliamlarının sorumluları olan kara yobazların, bundan 15 yıl önce Sivas katliamını da gerçekleştirdiklerini söyleyerek, aynı yobazların bugün de iktidarda olduklarını belirtti. Parlak, bugün gericiliğin demokrasi söylemiyle, liberalleri de yanına alarak, Amerikancılıkla, Sorosculukla, Fethullahçılıkla ülkemizi bir manda cumhuriyet haline getirmeye çalıştığını ifade etti. Sivas'ta aydınları diri diri yakanların, bugün AKP'ye karşı olan herkesi ergenekoncu ve darbeci olarak nitelendirdiğini ifade eden Parlak, asıl darbecinin AKP Hükümeti olduğunu vurguladı.
Anmanın son bölümünde sahne alan "Türküler Sevdamız" Erdal Erzincan-Tolga Sağ-Muharrem Temiz, Sivas katliamını türküleriyle andılar. Türkülerinden önce katılımcılara seslenen Tolga Sağ, 1993 yılında Sivas'ta yaşananların bu ülkenin utancı olduğunu ve bir gün mutlaka bu utancın temizleneceğine olan inancını ifade etti.
Anma, 2 Temmuz Salı günü İstanbul Kadıköy İskele Meydanı'nda Sivas katliamının 15.yılı nedeniyle düzenlenecek mitinge ve 6 Temmuz Pazar günü yapılacak "karşı yürüyüş"e yapılan çağrı ile sona erdi.
soL (Haber Merkezi) Sivas katliamının 15.yılında, katledilen 37 aydın İstanbul Maltepe'de düzenlenen bir etkinlikle anıldı. Maltepe Nazım Hikmet Kültür Evi'nin "Sivas'ın Ateşi Sönmeyecek" adıyla düzenlemiş olduğu anma programı, Kültürevi'nin bulunduğu Beşçeşmeler Meydanı'nda gerçekleşti.
Kartal ve Maltepe bölgesinden yaklaşık 2 bin kişinin katıldığı ve Nazım Hikmet Kültür Merkezi'nin, katliamın 15.yılı nedeniyle yayınladığı bildirinin okunmasıyla başlayan anma, şair Ömer Lütfü Demircan'ın seslendirdiği şiirler ve Serdar Kemal'in sazı ve türküleriyle devam etti.
Anmada Türkiye Komünist Partisi adına bir konuşma yapan Merkez Komite üyesi Kemal Parlak, Cumhuriyet tarihinde gerici ayaklanmalar olarak kabul edilen Çorum, Maraş ve Kanlı Pazar katliamlarının sorumluları olan kara yobazların, bundan 15 yıl önce Sivas katliamını da gerçekleştirdiklerini söyleyerek, aynı yobazların bugün de iktidarda olduklarını belirtti. Parlak, bugün gericiliğin demokrasi söylemiyle, liberalleri de yanına alarak, Amerikancılıkla, Sorosculukla, Fethullahçılıkla ülkemizi bir manda cumhuriyet haline getirmeye çalıştığını ifade etti. Sivas'ta aydınları diri diri yakanların, bugün AKP'ye karşı olan herkesi ergenekoncu ve darbeci olarak nitelendirdiğini ifade eden Parlak, asıl darbecinin AKP Hükümeti olduğunu vurguladı.
Anmanın son bölümünde sahne alan "Türküler Sevdamız" Erdal Erzincan-Tolga Sağ-Muharrem Temiz, Sivas katliamını türküleriyle andılar. Türkülerinden önce katılımcılara seslenen Tolga Sağ, 1993 yılında Sivas'ta yaşananların bu ülkenin utancı olduğunu ve bir gün mutlaka bu utancın temizleneceğine olan inancını ifade etti.
Anma, 2 Temmuz Salı günü İstanbul Kadıköy İskele Meydanı'nda Sivas katliamının 15.yılı nedeniyle düzenlenecek mitinge ve 6 Temmuz Pazar günü yapılacak "karşı yürüyüş"e yapılan çağrı ile sona erdi.
24 Haziran 2008 Salı
Sönmeyen Ateş... ORHAN AYDIN
Önce Madımak Otelini sonra bütün bir Sivas’ı ve ardından tüm ülkeyi İslam adına ateşe atışın 15. yılındayız.
Alevlerin arasından yükselen “kurtarın… orada kimse yok mu?” seslerinin insanlığın üstüne siyah bir örtü gibi çoğalarak taşışının 15. kara yılı.
O kor ateş, küllerin altında ve halen can alıcı bir sıcaklıkta.
Ama, bellekler yine yitik.
Toplumsal hafıza, yaşananlara karşı duyarlılığını kaybetmiş durumda.
Oysa ateşe tutuşturulanlar insan bedenleridir.
Barış için semah’a duran, kardeşlik, eşitlik ve aşk için türküler deren, masmavi bir gökyüzü için şiirler yazan, umut için, özgürlük için resimler yapıp, halaylar çeken bedenler.
Bu gün ben yeniden ve inatla haykırmak istiyorum ki; Ey insanlık bilin, Sivas’ta benim de arkadaşlarım olan canları, ateşe veren katiller ellerini kollarını sallayarak aramızda dolaşıyorlar.
Onlar bu ülkede vekil oldular, belediye başkanı, meclis üyesi, imam, öğretmen, polis ve asker oldular.
Ellerine geçirdikleri her olanakta; cami avlusunda, mahkeme kapısında ya da gazetelerinin birinci sayfalarından bu insanlık kıyamı’na katılmaktan gurur duyduklarını haykırdılar.
Ve bizler hiçbir şey yapamadık.
Evet. Bu gerçekliği kabullenmeli ve itiraf etmeliyiz. Bizler yasalara sığınmanın dışında bir şey yapamadık.
Üçümüz, beşimiz yan yana gelip “hesap sormalıyız” dedik ve sonra, sus-pus olduk. Yalnız yıl dönümlerinde ortalara çıkıp, sonraları yine köşelerimize çekilip, kaybolduk.
Bu ülkede, hukukun mağdurlar için olmadığını, haklının değil haksızın güçlü olduğunu ve bunun hep böyle olup, dünden bu güne gelindiğini bir türlü kabullenemedik.
Dönemin adalet bakanı Şevket Kazan’ın olaylarla ilgili o tarihi yorumunu hiç kimse unutmamalıdır.
“Ne suçu, suçlular bu masum insanları kışkırtanlardır”
Canlarımızın yanan bedenlerinden üstümüze taşan küllerin sıcaklığı, akıllarımızın da ateşe verilişi idi. Algılayamadık.
Hayır beceremedik.
İslamcı faşist gericilikle hesaplaşmasını beceremedik.
Ne dün, ne de bu gün bu yobazlığın içimize attığı ateşi söndürebilmiş değiliz.
Dünya insanlığına, insan yakacak kadar akıl yitirten, bu kara İslam düşüncesinin içinde gizli olan vahşetin ne olduğunu anlatamadık.
Bunların; kendi inançlarından olmayan her canlıyı ateşe verecek bir “iman’a” sahip olduklarını ve besleyip çoğalttıkları nefretin, aslında koskoca ve simsiyah bir kin olduğunu insanlığa anlatamadık.
Durduk ve bakakaldık.
Yaşananların üstünün örtülüşünü uzun metrajlı bir film seyreder gibi izledik.
Sustuk. Akla güvendik. Yanıldık.
Mücadeleyi Sivas ateşinin ilk yılındaki canlılıkta sürdüremedik.
Hepimiz ayrı ayrı bir yerlerinden çektik. Kimilerimiz siyasi cambazlıkların içinde yitip gitti, kimilerimiz ettiği antları bile unuttu, kimilerimiz ise mezar başlarında kaldı.
Evet itiraf etmeliyiz. Gericilikle kavga etmek için, kültürel ve sanatsal bir isyan başlatamadık.
Tiyatromuz Sivas’ın oyununu yeni sahneliyor. O da yalnızca bellek tazelemekten ibarettir.
2 Temmuz Sivas 93’ün Şiiri yoktur, Romanı yoktur, Resmi yoktur, Filmi hiç yoktur. Heykeli yoktur. Dansı yoktur. Birkaç tane yakılmış türküsü vardır.
Bu durum, tüm sanat alanlarındaki yaratıcıların ortak sorumluluğudur.
Hepimiz ısınmak bile istemediğimiz bu ateş çemberinden, üreterek çıkabileceğimizi bilmeliyiz.
Şu, artık her taşın yerinden oynatıldığı deli günlerde, bu kara akıl ülkemizi kemirip bitirmek üzere iken durmamalıyız.
Sivas ta yakılıp memleketin orta yerine servis edilen ateşi birlikte söndürmeliyiz..
Din bezirganlarına ve o bezirganlıktan beslenen kanlı siyasete karşı, ortak ses olup çoğalmanın yolu, hep bir ağızdan gericiliği mahkum edecek ortak onurun oluşmasını sağlamaktan geçtiği açıktır...
Yani, şimdiye kadar hiç ama hiç olmadığı kadar eşitlik, barış ve özgürlük için, sanatın bilimsel aklını kuşanmak ve ona sımsıkı sarılıp güvenmek zorundayız.
Yeniden ve inatla, çiçekli bir kır bahçesindeki ayrık otlarının insanlığın içindeki kara ateşe dönüşmesini engellemeliyiz.
Ve elbette unutmamalı, unutturmamalıyız.
15 yılda yaratılan korku yırtılıp atılmalı ve sorulamayan sorular yüksek sesle haykırılarak yanıtları aranmalıdır.
İnsan yakıcılar ve onların övücüleri, katil kışkırtıcılar ve din bezirganları tek tek ortaya çıkartılmalıdır.
oaydioaydin@gmail.com
Alevlerin arasından yükselen “kurtarın… orada kimse yok mu?” seslerinin insanlığın üstüne siyah bir örtü gibi çoğalarak taşışının 15. kara yılı.
O kor ateş, küllerin altında ve halen can alıcı bir sıcaklıkta.
Ama, bellekler yine yitik.
Toplumsal hafıza, yaşananlara karşı duyarlılığını kaybetmiş durumda.
Oysa ateşe tutuşturulanlar insan bedenleridir.
Barış için semah’a duran, kardeşlik, eşitlik ve aşk için türküler deren, masmavi bir gökyüzü için şiirler yazan, umut için, özgürlük için resimler yapıp, halaylar çeken bedenler.
Bu gün ben yeniden ve inatla haykırmak istiyorum ki; Ey insanlık bilin, Sivas’ta benim de arkadaşlarım olan canları, ateşe veren katiller ellerini kollarını sallayarak aramızda dolaşıyorlar.
Onlar bu ülkede vekil oldular, belediye başkanı, meclis üyesi, imam, öğretmen, polis ve asker oldular.
Ellerine geçirdikleri her olanakta; cami avlusunda, mahkeme kapısında ya da gazetelerinin birinci sayfalarından bu insanlık kıyamı’na katılmaktan gurur duyduklarını haykırdılar.
Ve bizler hiçbir şey yapamadık.
Evet. Bu gerçekliği kabullenmeli ve itiraf etmeliyiz. Bizler yasalara sığınmanın dışında bir şey yapamadık.
Üçümüz, beşimiz yan yana gelip “hesap sormalıyız” dedik ve sonra, sus-pus olduk. Yalnız yıl dönümlerinde ortalara çıkıp, sonraları yine köşelerimize çekilip, kaybolduk.
Bu ülkede, hukukun mağdurlar için olmadığını, haklının değil haksızın güçlü olduğunu ve bunun hep böyle olup, dünden bu güne gelindiğini bir türlü kabullenemedik.
Dönemin adalet bakanı Şevket Kazan’ın olaylarla ilgili o tarihi yorumunu hiç kimse unutmamalıdır.
“Ne suçu, suçlular bu masum insanları kışkırtanlardır”
Canlarımızın yanan bedenlerinden üstümüze taşan küllerin sıcaklığı, akıllarımızın da ateşe verilişi idi. Algılayamadık.
Hayır beceremedik.
İslamcı faşist gericilikle hesaplaşmasını beceremedik.
Ne dün, ne de bu gün bu yobazlığın içimize attığı ateşi söndürebilmiş değiliz.
Dünya insanlığına, insan yakacak kadar akıl yitirten, bu kara İslam düşüncesinin içinde gizli olan vahşetin ne olduğunu anlatamadık.
Bunların; kendi inançlarından olmayan her canlıyı ateşe verecek bir “iman’a” sahip olduklarını ve besleyip çoğalttıkları nefretin, aslında koskoca ve simsiyah bir kin olduğunu insanlığa anlatamadık.
Durduk ve bakakaldık.
Yaşananların üstünün örtülüşünü uzun metrajlı bir film seyreder gibi izledik.
Sustuk. Akla güvendik. Yanıldık.
Mücadeleyi Sivas ateşinin ilk yılındaki canlılıkta sürdüremedik.
Hepimiz ayrı ayrı bir yerlerinden çektik. Kimilerimiz siyasi cambazlıkların içinde yitip gitti, kimilerimiz ettiği antları bile unuttu, kimilerimiz ise mezar başlarında kaldı.
Evet itiraf etmeliyiz. Gericilikle kavga etmek için, kültürel ve sanatsal bir isyan başlatamadık.
Tiyatromuz Sivas’ın oyununu yeni sahneliyor. O da yalnızca bellek tazelemekten ibarettir.
2 Temmuz Sivas 93’ün Şiiri yoktur, Romanı yoktur, Resmi yoktur, Filmi hiç yoktur. Heykeli yoktur. Dansı yoktur. Birkaç tane yakılmış türküsü vardır.
Bu durum, tüm sanat alanlarındaki yaratıcıların ortak sorumluluğudur.
Hepimiz ısınmak bile istemediğimiz bu ateş çemberinden, üreterek çıkabileceğimizi bilmeliyiz.
Şu, artık her taşın yerinden oynatıldığı deli günlerde, bu kara akıl ülkemizi kemirip bitirmek üzere iken durmamalıyız.
Sivas ta yakılıp memleketin orta yerine servis edilen ateşi birlikte söndürmeliyiz..
Din bezirganlarına ve o bezirganlıktan beslenen kanlı siyasete karşı, ortak ses olup çoğalmanın yolu, hep bir ağızdan gericiliği mahkum edecek ortak onurun oluşmasını sağlamaktan geçtiği açıktır...
Yani, şimdiye kadar hiç ama hiç olmadığı kadar eşitlik, barış ve özgürlük için, sanatın bilimsel aklını kuşanmak ve ona sımsıkı sarılıp güvenmek zorundayız.
Yeniden ve inatla, çiçekli bir kır bahçesindeki ayrık otlarının insanlığın içindeki kara ateşe dönüşmesini engellemeliyiz.
Ve elbette unutmamalı, unutturmamalıyız.
15 yılda yaratılan korku yırtılıp atılmalı ve sorulamayan sorular yüksek sesle haykırılarak yanıtları aranmalıdır.
İnsan yakıcılar ve onların övücüleri, katil kışkırtıcılar ve din bezirganları tek tek ortaya çıkartılmalıdır.
oaydioaydin@gmail.com
20 Haziran 2008 Cuma
Ülkenin vicdanı 2 Temmuz'da Madımak'ta
20.06.2008
soL (HABER MERKEZİ) 2 Temmuz 1993'te Sivas'ta Madımak Oteli'nde 33 kişinin yanarak ölmesine neden olan katliamın 15. için Pir Sultan Abdal Kültür Derneği bugün "Ülkemizin Vicdanı 2 Temmuz’da alanlarda olacak, Madımak Oteli’nin önünde buluşacak" açıklamasını yaptı.
Pir Sultan Abdal’ı anmak üzere Sivas’a giden 33 insanın Madımak Oteli’nde yakılarak katledilmesi, Ortaçağ vahşetiyle Türkiye’nin aydınlığına, çağdaşlığına, demokrasi ve laikliğe, halkların kardeşliğine, birarada yaşama kültürüne ve çok kültürlülüğe yapılan bir saldırı olduğunu açıklayan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkan'ı Avukat Fevzi Gümüş “Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yıkılacak sloganları atarak savunmasız insanları bir otelde kıstırdılar ve oteli ateşe vererek, tarihe karanlık bir sayfa eklediler.Türkiye, geçmişindeki bu utancı temizlemek, geleceğini de aydınlatmak zorundadır." dedi.
Gümüş, yeni Madımak olaylarının yaşanmaması için 2 Temmuz'u unutmamak gerektiğini hatırlatırken, Madımak oteliyle ilgili taleplerinin AKP iktidarı tarafından görmezden gelinmesini, daha önce Madımak’ın müze olması için verilen kanun teklifinin reddedilmesini eleştirdi. Gümüş Pir Sultan Abdal Kültür Derneği adına yaptığı açıklamayı "Kültür Bakanı Ertuğrul Günay'ın Madımak Oteli’nin kamulaştırılması için "yeterli bütçeye sahip değiliz" demesi de en az Madımak Katliamı kadar canımızı yakmış, ruhumuzu incitmiştir." şeklinde bitirirken Türkiye’nin aydınlığına, çağdaşlığına, demokrasi ve laikliğe, halkların kardeşliğine, eşitliğe, özgürlüğe, bir arada yaşama kültürüne ve çok kültürlülüğe inanları, alevi örgütlerini, sol siyasi partileri, sendikaları, odaları, baroları, emek ve demokrasi güçlerini kısacası ülkenin vicdanını 2 Temmuz 2008 Çarşamba günü Alanları doldurmaya, Sivas’ta Madımak önünde buluşmaya davet etti.
soL (HABER MERKEZİ) 2 Temmuz 1993'te Sivas'ta Madımak Oteli'nde 33 kişinin yanarak ölmesine neden olan katliamın 15. için Pir Sultan Abdal Kültür Derneği bugün "Ülkemizin Vicdanı 2 Temmuz’da alanlarda olacak, Madımak Oteli’nin önünde buluşacak" açıklamasını yaptı.
Pir Sultan Abdal’ı anmak üzere Sivas’a giden 33 insanın Madımak Oteli’nde yakılarak katledilmesi, Ortaçağ vahşetiyle Türkiye’nin aydınlığına, çağdaşlığına, demokrasi ve laikliğe, halkların kardeşliğine, birarada yaşama kültürüne ve çok kültürlülüğe yapılan bir saldırı olduğunu açıklayan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkan'ı Avukat Fevzi Gümüş “Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yıkılacak sloganları atarak savunmasız insanları bir otelde kıstırdılar ve oteli ateşe vererek, tarihe karanlık bir sayfa eklediler.Türkiye, geçmişindeki bu utancı temizlemek, geleceğini de aydınlatmak zorundadır." dedi.
Gümüş, yeni Madımak olaylarının yaşanmaması için 2 Temmuz'u unutmamak gerektiğini hatırlatırken, Madımak oteliyle ilgili taleplerinin AKP iktidarı tarafından görmezden gelinmesini, daha önce Madımak’ın müze olması için verilen kanun teklifinin reddedilmesini eleştirdi. Gümüş Pir Sultan Abdal Kültür Derneği adına yaptığı açıklamayı "Kültür Bakanı Ertuğrul Günay'ın Madımak Oteli’nin kamulaştırılması için "yeterli bütçeye sahip değiliz" demesi de en az Madımak Katliamı kadar canımızı yakmış, ruhumuzu incitmiştir." şeklinde bitirirken Türkiye’nin aydınlığına, çağdaşlığına, demokrasi ve laikliğe, halkların kardeşliğine, eşitliğe, özgürlüğe, bir arada yaşama kültürüne ve çok kültürlülüğe inanları, alevi örgütlerini, sol siyasi partileri, sendikaları, odaları, baroları, emek ve demokrasi güçlerini kısacası ülkenin vicdanını 2 Temmuz 2008 Çarşamba günü Alanları doldurmaya, Sivas’ta Madımak önünde buluşmaya davet etti.
10 Haziran 2008 Salı
'Geç de olsa Sivas'la hesaplaşılmalı''Sivas 93'
Genco Erkal kendi yazdığı 'Sivas 93' adlı oyunla Madımak Oteli'nde yakılan aydınları hatırlatıyor. Erkal 'Buna benzer olayların bir daha yaşanmaması toplumun yaşananlarla hesaplaşması gerekiyor' diyor
17/01/2008 radikal gazetesi
EFNAN ATMACA (Arşivi)
İSTANBUL - "Hiçbir şey eyleme geçen cehalet kadar korkutucu olamaz"... Bu cümle 2 Temmuz 1993'te Madımak Oteli'nde 37 kişinin yakılarak öldürülmesine neden olan olayı anlatan 'Sivas 93'ün en can alıcı repliği. Sivas'ta yaşananların üzerinden 15 yıl geçti. Hatta bu zaman içinde Madımak Oteli'nin altına bir kebapçı bile açıldı. Bu kebapçının kapatılıp müze yapılması kampanyaları sürerken Sivas'ta yaşananları hatırlatan bir oyun geldi Dostlar Tiyatrosu'ndan. Genco Erkal'ın yazıp yönettiği 'Sivas 93'.
Erkal, bu olayı belgelerden yararlanıp belgesel tiyatro geleneğinin sınırları içinde kaleme almış. Oyunu sahnelerken de aynı tavrı göstermiş. Mesaj çok açık: "Sivas'ta yaşananlar hiç unutulmamalı." Oyunda anlatıcı görevinde olan Genco Erkal, Meral Çetinkaya, Yiğit Tuncay, Nilgün Karababa, Murat Tüzün, Çağatay Mıdıkhan ve Şirvan Akan rol alıyor. Hepsi de yaşananlara şahit olanların cümlelerini kuruyorlar sahnede.
Müzikleri Fazıl Say'ın 'Nâzım', 'Metin Altıok' oratoryaları ile çeşitli bestelerinden oluşuyor. Sivas'ta yaşananların perdeye aktarıldığı görüntüler arasında vaktiyle Kültür Bakanı'nın 'Metin Altıok Oratoryosu'nda sünsürlediği görüntüler de var. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın
Alevilerle iftar yaptığı gece prömiyer yapan oyuna gelen ilk tepkiler ise Erkal'ı yeterince memnun etmiş: "Oyun için buraya gelen şehit ailelerinin teşekkürü bile iyi bir iş yaptığımdan emin olmam için yeterli."
'Sivas 93'ü neden belgesel oyun olarak kaleme aldınız?
Çok güçlü bir malzeme var ortada çünkü, olayın kendisi zaten her türlü tasavvurun ötesinde inanılmaz bir olay. Dolayısıyla burada bir yazarın hayal gücünü kullanması bana ters geldi. Özellikle "Yaşananların, söylenenlerin bir kelimesine bile dokunmadım. Hepsini çeşitli kaynaklardan aldım ve hepsi gerçektir" demek istedim. Belgesel tiyatro ne kadar gerçek belgelere dayanırsa o kadar güçlü olur. Dostlar Tiyatrosu'nun kuruluşundan bu yana bizim epey bir belgesel tiyatro deneyimimiz var zaten. Belgesel
oyunlar dizisi vardır bizim oyun dağarımızda fakat yıllardır bu sürece biraz sırt çevirdik, uzak kaldık. Bu sefer bir çeşit kimliğe dönüş, asıl kimliğe dönüş gibi oldu ve bence doğru bir seçim oldu.
'Sivas 93'ü sahnelemek 15 yıl sonra yeniden bellek tazelemek anlamına mı geliyor?
Bu oyunun yazımı süresince konuyla ilgili insanlarla görüştüm. Hepsinin şikâyeti unutulmaktı. Bu acıyı bugün aynı şiddette yaşadıklarını söylediler. Ve olayın üstüne kül serpildiğinden yakındılar. Yaşananlar unutulmasın, Madımak Oteli'ndeki kebapçı dükkânı kalksın, orası müze olsun istiyorlar. Müze olsun ki hep hatırlansın istiyorlar. Ben de aynı fikirdeyim. Buna benzer olayların bir daha yaşanmaması için çok iyi anlaşılması ve toplumun bu olaylarla hesaplaşması gerekiyor.
Bazı köşe yazaları ve politikacılar Madımak'ta yaşananların unutulması gerektiğini savunuyorlar ama...
Evet, bazı köşe yazarları çok tuhaf şeyler söylüyorlar. 'Bu olayları unutmak lazım' diyorlar. 'Toplum içinde düşmanlığı kaşımayalım, onları kışkırtmayalım' diyorlar. Ben tersini düşünüyorum. Bu olayların üzerinde durursak insanlar yapılan yanlışları görürler bir daha tekrarlamazlar. Biz zaten belleği çok zayıf bir toplumuz. Bir de bunun yanına her şeyin üzerini örtelim mantağı oturtuluyor. Maraş olayları, 6-7 Eylül olayları ve daha birçok olay unutuldu. Yaşanan her olay önce bir ayyuka çıkıyor sonra saman alevi gibi sönüyor. Dolayısıyla suçlular da rahat ediyorlar. Biliyorlar ki en fazla bir ay sürer kamuoyunda yaptıklarının yankısı. 'Biz sesimizi çıkarmadan köşede oturalım nasıl olsa unutacaklar' diye düşünüyorlar.
Siz yaşananları hatırlatırken hangi noktayı öne çıkarmaya gayret ettiniz?
Yaşananların kendisi o kadar nefret, öfke barındırıyor ki içinde bunları yazarken de sahnelerken de mümkün olduğu kadar objektif olmaya, bakmaya çalıştım. Yılların birikimiyle alkış getirmek için neler yapılacağını biliyorum ama hep fren, bir mesafe koyarak hiçbir taşkınlığa izin vermez bir tavır geliştiriyorum oyunda. Çünkü kaşımak istemedim bazı duyguları. Oyuncuları da aynı şekilde yönlendirdim. Çünkü seyircinin de belli bir mesafeden bakmasını, objektif olmasını istedim. Amacım yürekten çok kafaya seslenmekti. Ama öyle olmadığını görüyorum. İzleyiciler çok büyük bir duygusal travmaya uğruyorlar oyunu seyrederken. Acı çekiyorlar ve seslerini duyuyorum. Ama en azından o acının doruk noktası olan yangın ve ölüm yerinde bitirmiyorum oyunu. Ondan sonraki mahkeme sürecini koyarak biraz didaktik olmayı, biraz doruktan sonra düşüşe geçmeyi kabul ediyorum. Çünkü seyirciyi o yoğunlukla yollamak istemiyorum. Olaylar oldu bitti, arkasından 'Neler olabilirdi?, Neler oldu?' gibi sorular sorarak o duygusallıktan uzaklaştırıp kafasıyla düşünmeye yönlendiriyorum.
Daha önce 'Aymazoğlu ve Kundakçılar'ı sahnelediniz. 'Şeriat Türkiye'yi tehdit ediyor ama kimse aldırmıyor' mesajı verdiniz. Bugüne dair en büyük rahatsızlığınız bu mu?
'Aymazoğlu ve Kundakçılar'da dolaylı bir gönderme vardı Sivas'ta yaşananlara ve yükselen dinciliğe. Bu sefer olayı birebir gündeme getirdik. Evet bu gelinen durumdan çok rahatsız oluyorum. 1993'ten bugüne daha iyiye değil kötüye gitti. İkinci seçimi de kazandı iktidar partisi. Artık Türkiye'nin zaptedilecek her yeri zaptettiler.
Bir anlamda bu rahatsızlığını 'Sivas 93'le daha da sert gösteriyorsunuz. Dostlar Tiyatrosu politik tavrını daha da tırmandırarak mı devam edecek yoluna?
Bu tür bir oyun birdenbire seyirciyle kaybettiğimiz iletişim sağladı. Toplum olayların can alıcı yerine parmak basan ve doğrudan doğruya iletişim kurabilen bir şey istiyor. Tüm tiyatrolarda olduğu gibi biz de seyirci kaybetmiştik ama bu oyuna hiç beklenmedik bir şekilde müthiş bir ilgi var. Dostlar Tiyatrosu eskisi gibi daha sert, daha direkt olduğu zaman gene izleyicisini buluyor demek ki.
Son dönemde iktidar partisi Alevilere dost eline uzatıyor ama çok da olumlu yaklaşımlar gelmiyor. Bunda bir anlamda AKP'nin Sivas Olayları'nda adı öne çıkan Refah Partisi'yle akrabalığının da payı var mı sizce?
İki parti arasında bir akrabalık var elbette. "Hem değiştik" diyorlar hem de özeleştirilerini kimse yapmadı. Neyi değiştirdiğini, niçin değiştiğini, eskiden neydi de şimdi neyin değiştiğini asla göstermediler. Üstelik yine aynı tabandan oy alıyorlar. O tabanı küstürmemek için de geçmişleriyle ilgili bir eleştiri yapmıyorlar. Üstelik pek çok olayda dü hiç değişmedikleri görülüyor.
17/01/2008 radikal gazetesi
EFNAN ATMACA (Arşivi)
İSTANBUL - "Hiçbir şey eyleme geçen cehalet kadar korkutucu olamaz"... Bu cümle 2 Temmuz 1993'te Madımak Oteli'nde 37 kişinin yakılarak öldürülmesine neden olan olayı anlatan 'Sivas 93'ün en can alıcı repliği. Sivas'ta yaşananların üzerinden 15 yıl geçti. Hatta bu zaman içinde Madımak Oteli'nin altına bir kebapçı bile açıldı. Bu kebapçının kapatılıp müze yapılması kampanyaları sürerken Sivas'ta yaşananları hatırlatan bir oyun geldi Dostlar Tiyatrosu'ndan. Genco Erkal'ın yazıp yönettiği 'Sivas 93'.
Erkal, bu olayı belgelerden yararlanıp belgesel tiyatro geleneğinin sınırları içinde kaleme almış. Oyunu sahnelerken de aynı tavrı göstermiş. Mesaj çok açık: "Sivas'ta yaşananlar hiç unutulmamalı." Oyunda anlatıcı görevinde olan Genco Erkal, Meral Çetinkaya, Yiğit Tuncay, Nilgün Karababa, Murat Tüzün, Çağatay Mıdıkhan ve Şirvan Akan rol alıyor. Hepsi de yaşananlara şahit olanların cümlelerini kuruyorlar sahnede.
Müzikleri Fazıl Say'ın 'Nâzım', 'Metin Altıok' oratoryaları ile çeşitli bestelerinden oluşuyor. Sivas'ta yaşananların perdeye aktarıldığı görüntüler arasında vaktiyle Kültür Bakanı'nın 'Metin Altıok Oratoryosu'nda sünsürlediği görüntüler de var. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın
Alevilerle iftar yaptığı gece prömiyer yapan oyuna gelen ilk tepkiler ise Erkal'ı yeterince memnun etmiş: "Oyun için buraya gelen şehit ailelerinin teşekkürü bile iyi bir iş yaptığımdan emin olmam için yeterli."
'Sivas 93'ü neden belgesel oyun olarak kaleme aldınız?
Çok güçlü bir malzeme var ortada çünkü, olayın kendisi zaten her türlü tasavvurun ötesinde inanılmaz bir olay. Dolayısıyla burada bir yazarın hayal gücünü kullanması bana ters geldi. Özellikle "Yaşananların, söylenenlerin bir kelimesine bile dokunmadım. Hepsini çeşitli kaynaklardan aldım ve hepsi gerçektir" demek istedim. Belgesel tiyatro ne kadar gerçek belgelere dayanırsa o kadar güçlü olur. Dostlar Tiyatrosu'nun kuruluşundan bu yana bizim epey bir belgesel tiyatro deneyimimiz var zaten. Belgesel
oyunlar dizisi vardır bizim oyun dağarımızda fakat yıllardır bu sürece biraz sırt çevirdik, uzak kaldık. Bu sefer bir çeşit kimliğe dönüş, asıl kimliğe dönüş gibi oldu ve bence doğru bir seçim oldu.
'Sivas 93'ü sahnelemek 15 yıl sonra yeniden bellek tazelemek anlamına mı geliyor?
Bu oyunun yazımı süresince konuyla ilgili insanlarla görüştüm. Hepsinin şikâyeti unutulmaktı. Bu acıyı bugün aynı şiddette yaşadıklarını söylediler. Ve olayın üstüne kül serpildiğinden yakındılar. Yaşananlar unutulmasın, Madımak Oteli'ndeki kebapçı dükkânı kalksın, orası müze olsun istiyorlar. Müze olsun ki hep hatırlansın istiyorlar. Ben de aynı fikirdeyim. Buna benzer olayların bir daha yaşanmaması için çok iyi anlaşılması ve toplumun bu olaylarla hesaplaşması gerekiyor.
Bazı köşe yazaları ve politikacılar Madımak'ta yaşananların unutulması gerektiğini savunuyorlar ama...
Evet, bazı köşe yazarları çok tuhaf şeyler söylüyorlar. 'Bu olayları unutmak lazım' diyorlar. 'Toplum içinde düşmanlığı kaşımayalım, onları kışkırtmayalım' diyorlar. Ben tersini düşünüyorum. Bu olayların üzerinde durursak insanlar yapılan yanlışları görürler bir daha tekrarlamazlar. Biz zaten belleği çok zayıf bir toplumuz. Bir de bunun yanına her şeyin üzerini örtelim mantağı oturtuluyor. Maraş olayları, 6-7 Eylül olayları ve daha birçok olay unutuldu. Yaşanan her olay önce bir ayyuka çıkıyor sonra saman alevi gibi sönüyor. Dolayısıyla suçlular da rahat ediyorlar. Biliyorlar ki en fazla bir ay sürer kamuoyunda yaptıklarının yankısı. 'Biz sesimizi çıkarmadan köşede oturalım nasıl olsa unutacaklar' diye düşünüyorlar.
Siz yaşananları hatırlatırken hangi noktayı öne çıkarmaya gayret ettiniz?
Yaşananların kendisi o kadar nefret, öfke barındırıyor ki içinde bunları yazarken de sahnelerken de mümkün olduğu kadar objektif olmaya, bakmaya çalıştım. Yılların birikimiyle alkış getirmek için neler yapılacağını biliyorum ama hep fren, bir mesafe koyarak hiçbir taşkınlığa izin vermez bir tavır geliştiriyorum oyunda. Çünkü kaşımak istemedim bazı duyguları. Oyuncuları da aynı şekilde yönlendirdim. Çünkü seyircinin de belli bir mesafeden bakmasını, objektif olmasını istedim. Amacım yürekten çok kafaya seslenmekti. Ama öyle olmadığını görüyorum. İzleyiciler çok büyük bir duygusal travmaya uğruyorlar oyunu seyrederken. Acı çekiyorlar ve seslerini duyuyorum. Ama en azından o acının doruk noktası olan yangın ve ölüm yerinde bitirmiyorum oyunu. Ondan sonraki mahkeme sürecini koyarak biraz didaktik olmayı, biraz doruktan sonra düşüşe geçmeyi kabul ediyorum. Çünkü seyirciyi o yoğunlukla yollamak istemiyorum. Olaylar oldu bitti, arkasından 'Neler olabilirdi?, Neler oldu?' gibi sorular sorarak o duygusallıktan uzaklaştırıp kafasıyla düşünmeye yönlendiriyorum.
Daha önce 'Aymazoğlu ve Kundakçılar'ı sahnelediniz. 'Şeriat Türkiye'yi tehdit ediyor ama kimse aldırmıyor' mesajı verdiniz. Bugüne dair en büyük rahatsızlığınız bu mu?
'Aymazoğlu ve Kundakçılar'da dolaylı bir gönderme vardı Sivas'ta yaşananlara ve yükselen dinciliğe. Bu sefer olayı birebir gündeme getirdik. Evet bu gelinen durumdan çok rahatsız oluyorum. 1993'ten bugüne daha iyiye değil kötüye gitti. İkinci seçimi de kazandı iktidar partisi. Artık Türkiye'nin zaptedilecek her yeri zaptettiler.
Bir anlamda bu rahatsızlığını 'Sivas 93'le daha da sert gösteriyorsunuz. Dostlar Tiyatrosu politik tavrını daha da tırmandırarak mı devam edecek yoluna?
Bu tür bir oyun birdenbire seyirciyle kaybettiğimiz iletişim sağladı. Toplum olayların can alıcı yerine parmak basan ve doğrudan doğruya iletişim kurabilen bir şey istiyor. Tüm tiyatrolarda olduğu gibi biz de seyirci kaybetmiştik ama bu oyuna hiç beklenmedik bir şekilde müthiş bir ilgi var. Dostlar Tiyatrosu eskisi gibi daha sert, daha direkt olduğu zaman gene izleyicisini buluyor demek ki.
Son dönemde iktidar partisi Alevilere dost eline uzatıyor ama çok da olumlu yaklaşımlar gelmiyor. Bunda bir anlamda AKP'nin Sivas Olayları'nda adı öne çıkan Refah Partisi'yle akrabalığının da payı var mı sizce?
İki parti arasında bir akrabalık var elbette. "Hem değiştik" diyorlar hem de özeleştirilerini kimse yapmadı. Neyi değiştirdiğini, niçin değiştiğini, eskiden neydi de şimdi neyin değiştiğini asla göstermediler. Üstelik yine aynı tabandan oy alıyorlar. O tabanı küstürmemek için de geçmişleriyle ilgili bir eleştiri yapmıyorlar. Üstelik pek çok olayda dü hiç değişmedikleri görülüyor.
Madımak! -Yıldırım Türker
03/07/2006
Daha sonra İstanbul Başsavcılığı'nda ifadesine başvurulan Aziz Nesin, şöyle demişti: "Başsavcı soruyor bana; kimden şikâyetçisin? Şöyle yanıt bekliyor benden: Efendim, itfaiye merdivenlerinden inerken beni
döven itfaiye erinden şikâyetçiyim. Başka? Beni yere atıp sürükleyen, başımdan yaralayan ve bindirdikleri arabada döven polisten...
Başka? Beni döven encümen üyesi o sakallı adamdan. Böylece figüranlık oyunu tamamlanmış, oynanan oyun bitmiş ve perde kapanmış olacak. Ama benim derdim, bu kanlı senaryoyu yazmış olanlarla. Bu senaryoyu kim yazdı?"
2 Temmuz 1993 günü, 35 kişinin Sivas'taki Pir Sultan Şenliği'ne
giden 35 şair-yazar-müzisyen, kaldıkları Madımak oteli, önünde toplanan göstericiler tarafından tekbirler eşliğinde ateşe verilerek öldürülmüştü.
Bu günün anılması, gösterilerle hatırlanıp hatırlatılması kimilerini rahatsız ediyor. Sivas'ın artık bu kara lekeden arındırılması, katliamıyla anılarak ekonomisinin baltalanmasına izin verilmemesi çağrıları yanı sıra "Kaşımayın, tesis edilmiş barış ortamını bulandırmayın" çizgisinde çok alışılmış uyarılarla da tembih ediliyoruz. Oysa Sivas katliamının üstünden geçen 13 yıl içinde böyle bir katliamın yeniden yaşanmaması için toplum olarak bir adım atabilmiş miyiz?
Önce katliamcıların yüce Türk adaletiyle sınavına bir bakalım. Gazeteci Belma Akçura, çok güzel özetlemiş: "Olaylarla ilgili olarak 124 sanık hakkında dava açıldı. Sekiz yıl süren hukuk mücadelesinden sonra dava 2001'de sonuçlandı. Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin onadığı karar uyarınca, 'Cumhuriyete karşı örgütlü kalkışma' girişiminde bulunan sanıklardan 33'ü TCY'nin 146/1. maddesine göre idam cezası aldı. Bu müebbet ağırlaştırılmış hapse çevrildi, geri kalan sanıklar
da değişik cezalara çarptırıldı.
Ancak 13 yılda içeride kalan sanık sayısı beraat ve tahliyelerle 33'e düştü. 8 sanık ise Yargıtay'ın 1997'deki bozma kararından bu yana firarda.
...Haklarında tutuklama kararı bulunan sanıklardan, başta Sivas Belediye Meclisi üyesi Cafer Erçakmak olmak üzere sekiz kişinin Almanya ve Suudi Araistan'a sığındıkları öğrenildi. Davada kilit isim Cafer Erçakmak hiç yakalanamadı. Sivas katliamı sanığı Muhammed Nuh Kılıç'ın yıllardır Almanya'da Mannheim'da eşi adına açtığı dönerci dükkânını işlettiği ortaya çıktı".
Katliamcı vahşilerin cezalandırılmalarının ağrılı bir süreç olduğu, yargının da bu konuda biraz hevessiz davrandığını düşünmüyor musunuz? Bir sonraki hükümetin Adalet Bakanı, gelmiş geçmiş en ürkütücü Adalet bakanlarından Şevket Kazan, sanıkların avukatlığını üstlenmekle kalmamış, bakanlığı sırasında da onları hapisanede ziyaret etmişti. Ama o kadarla kalsa, Şevket beyin, öncesinde ve sonrasında hiçbir siyaside rastlamadığımız gözükaralığına verir, işin içinden çıkardık. Oysa, o vahşetin hemen ertesinde muktedirlerin ve kanaat liderlerinin hatırı sayılır bir bölümü, açıkça, imayla ya da sadece kaş kaldırarak suçluyu bulmuş işaret ediyordu: Aziz Nesin. Sözgelimi marifetleri yanına kâr kalmış emekli darbeci ressam Kenan Evren, elbette hiç çekinmeden Sivas katliamı ile ilgili fikirlerini dile getiriyordu: "Gereksiz bir konuşma sonunda çıkan olay, solcularla dinciler arasındaki çekişmeye dönüşüyor. Bunu önlemek lazım. İnsan dinsiz olabilir. Ama bunu ilan etmenin gereği yok."
O hayatımızda en iyi bildiğimiz, Türk halkının tahrik-tahriş-tahrip üçgenine provokatör, yani tahrik eden, kışkırtan olarak yazılan isim, gerçekten de oydu.
Şimdi sistemin yine tıknefes olduğu, hoyratça vites değiştirmeye çalıştığı şu dönemde laik Türk evlatları olarak yeniden gündeme gelen siyasetçi eskilerinin tepkilerini hatırlıyoruz kaçınılmaz olarak.
Ebedi baba hayaleti olarak ufkumuza gerilmiş Süleyman Demirel, dönemin Cumhurbaş-kanı'ydı. Tahrik olmuş katliamcı halkına sahip çıkıyor, "Halkla polisi karşı karşıya getirmeyin" uyarısında bulunuyordu. Daha sonra da "Olayda ağır tahrik var. Çatışma yok. Otel yangınında can kaybı var" diyordu.
Adı şimdilerde neredeyse şefkatle anılan Susurluk baronesi Tansu Çiller, dönemin Başbakanı idi. Onun açıklaması da tarihe geçecek nitelikteydi. Halkın kaygılarına su serpiyordu: "Otelin etrafını saran vatandaşlarımıza bir şey olmamıştır. Ölenler de çıkan yangın sonucu boğularak ölmüştür."
Dönemin muhalefet lideri Mesut Yılmaz da yakın zamanda siyasete dönüşünü muştuladı. Onun katliam sonrası demeci de gerek insan gerek siyasetçi olarak tıynetini yansıtmıyor mu? Olayın büyütülmesini doğru bulmayan yeni umudumuz Yılmaz, "Bir futbol maçında da bu kadar insan ölebilirdi" deyivermişti.
Linçe kim karşı?
Sivas katliamını hatırlanmasını, bu vahşetin anılmasını toplumsal barışa darbe vuracak bir eylem olarak görenler karşısında kimsenin şaşırmamasının sırrı, işte yukarıda andığım demeçlerde açıkça kendini aşikâr ediyor. Orada halk olarak, vatandaş olaak görülen, kışkırtılmış, 'talihsiz' açıklamalarla tahrik edilmiş katliamcı güruhtur. Onlara verilecek destek hiçbir zaman yadırganmayacak, onlara anlayışla yaklaşıp başlarını okşayıp sırtlarını sıvazlamak siyasetin tartışılmaz gerekliliği olarak algılanacaktır.
Sivas katliamını anmanın, unutulmasın diye emek vermenin
çok büyük önemi vardır. Çünkü bu memleket bir türlü linç ikliminden çıkamamakta, asla korunmayacakların listesi her daim el altında hazır tutulmaktadır.
Çünkü 2 Temmuz 1993 günü askerin ve polisin gözleri önünde binlerce kişi bir olup bir oteli kundaklamış, şeytan taşlamış gibi ruh huzuru içinde evlerine dönmüşlerdir. Polis ve askeri güçlerin bu vahşeti engelleme konusundaki isteksizliği, yine polis ve itfaiyecilerin kurtarmaları gereken insanlara yönelik nefreti unutulmamalıdır.
Trabzon'da ikide bir TAYAD üyesi gençleri linçe yeltenen ve oranın
valisi tarafından sırtları okşanan Türk-İslâm sentezi de günün birinde amacına nail olduğunda dizimizi dövmeyelim diye. Üniversitelerde polisin gözleri önünde dışarıdan gelen yine aynı marka yiğitler tarafından öldüresiyle dövülen solcu gençlerin hayatı umurumuzdaysa.
Hayatın her alanında linçe giden bir ayrımcılık damarını besleyen
dile karşı uyanık olmak zorundayız. Maraş'ta, Malatya'da, Çorum'da aynı tezgâhı kurup aynı yoldan kan döken güçlerin desteklendiğini, birçok muktedirin gözünde halk gibi durduğunu biliyoruz.
İslamı referans alarak politika yapan hükümet partisi ve yandaşlarının 'demokrasi mücadelesi'nin bir anlam kazanabilmesi için Aleviler konusundaki ayrımcı yaklaşımlarına bir son vermeleri şarttır.
Ahmet İnsel bu haftaki yazısında, hayatımızın ve insanlığımızın
değerli sığınaklarından Mazlum-Der'in Başkanı Ayhan Bilgen'in
Neşe Düzel söyleşisinden yola çıkarak durumu mükemmel özetlemiş. Bir bölümünü buradan da okuyalım istedim: "Ayhan Bilgen cemevleri konusunda Sünnilerin, Alevilerin cemevi talebini kıskandığını açıkça belirtiyor... Sünniler cemevlerine de para verilecek, Diyanet İşleri Bakanlığı'ndaki tekelci konumlarını kaybedecekler diye korkuyorlar.
İşte size Türkiye'de Müslüman çoğunluğun demokrat bilinci.
Aynı Sünni çevrelerin, Osmanlı İmparatorluğu'ndan beri hiçbir zaman kendilerini gayrimüslimlerle, Alevilerle, 'ötekilerle' eşit olarak görmemiş olmaları üzerine de düşünmeleri gerekiyor. Bununla yüzleşmeden, bu zihniyetle, bu zihniyetten türeyen pratikleri teşhir etmeden, bunları karşınıza almadan Türkiye'de ucuz bir mağduriyet söylemi üzerinden demokrat gömleği giyemezsiniz."
Bir Alevi şenliği için Sivas'ta toplanmış barışçı insanlardan
35'inin bir kitle tarafından katledilmiş olmasının artık unutulmasını isteyenleri iyi tanıyoruz. Onlar, örtbas edilmiş, unutturulmuş, hesabı sorulması imkânsız kılınmış katliamlar üstüne inşa etmeye çalışırlar toplumsal barış dediklerini. Linç tehdidiyle sürdürdükleri sıkıyönetimin adıdır, barış.
Biz katliamcıyla, işkenceciyle, darbeciyle barışmak istemiyoruz.
Daha sonra İstanbul Başsavcılığı'nda ifadesine başvurulan Aziz Nesin, şöyle demişti: "Başsavcı soruyor bana; kimden şikâyetçisin? Şöyle yanıt bekliyor benden: Efendim, itfaiye merdivenlerinden inerken beni
döven itfaiye erinden şikâyetçiyim. Başka? Beni yere atıp sürükleyen, başımdan yaralayan ve bindirdikleri arabada döven polisten...
Başka? Beni döven encümen üyesi o sakallı adamdan. Böylece figüranlık oyunu tamamlanmış, oynanan oyun bitmiş ve perde kapanmış olacak. Ama benim derdim, bu kanlı senaryoyu yazmış olanlarla. Bu senaryoyu kim yazdı?"
2 Temmuz 1993 günü, 35 kişinin Sivas'taki Pir Sultan Şenliği'ne
giden 35 şair-yazar-müzisyen, kaldıkları Madımak oteli, önünde toplanan göstericiler tarafından tekbirler eşliğinde ateşe verilerek öldürülmüştü.
Bu günün anılması, gösterilerle hatırlanıp hatırlatılması kimilerini rahatsız ediyor. Sivas'ın artık bu kara lekeden arındırılması, katliamıyla anılarak ekonomisinin baltalanmasına izin verilmemesi çağrıları yanı sıra "Kaşımayın, tesis edilmiş barış ortamını bulandırmayın" çizgisinde çok alışılmış uyarılarla da tembih ediliyoruz. Oysa Sivas katliamının üstünden geçen 13 yıl içinde böyle bir katliamın yeniden yaşanmaması için toplum olarak bir adım atabilmiş miyiz?
Önce katliamcıların yüce Türk adaletiyle sınavına bir bakalım. Gazeteci Belma Akçura, çok güzel özetlemiş: "Olaylarla ilgili olarak 124 sanık hakkında dava açıldı. Sekiz yıl süren hukuk mücadelesinden sonra dava 2001'de sonuçlandı. Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin onadığı karar uyarınca, 'Cumhuriyete karşı örgütlü kalkışma' girişiminde bulunan sanıklardan 33'ü TCY'nin 146/1. maddesine göre idam cezası aldı. Bu müebbet ağırlaştırılmış hapse çevrildi, geri kalan sanıklar
da değişik cezalara çarptırıldı.
Ancak 13 yılda içeride kalan sanık sayısı beraat ve tahliyelerle 33'e düştü. 8 sanık ise Yargıtay'ın 1997'deki bozma kararından bu yana firarda.
...Haklarında tutuklama kararı bulunan sanıklardan, başta Sivas Belediye Meclisi üyesi Cafer Erçakmak olmak üzere sekiz kişinin Almanya ve Suudi Araistan'a sığındıkları öğrenildi. Davada kilit isim Cafer Erçakmak hiç yakalanamadı. Sivas katliamı sanığı Muhammed Nuh Kılıç'ın yıllardır Almanya'da Mannheim'da eşi adına açtığı dönerci dükkânını işlettiği ortaya çıktı".
Katliamcı vahşilerin cezalandırılmalarının ağrılı bir süreç olduğu, yargının da bu konuda biraz hevessiz davrandığını düşünmüyor musunuz? Bir sonraki hükümetin Adalet Bakanı, gelmiş geçmiş en ürkütücü Adalet bakanlarından Şevket Kazan, sanıkların avukatlığını üstlenmekle kalmamış, bakanlığı sırasında da onları hapisanede ziyaret etmişti. Ama o kadarla kalsa, Şevket beyin, öncesinde ve sonrasında hiçbir siyaside rastlamadığımız gözükaralığına verir, işin içinden çıkardık. Oysa, o vahşetin hemen ertesinde muktedirlerin ve kanaat liderlerinin hatırı sayılır bir bölümü, açıkça, imayla ya da sadece kaş kaldırarak suçluyu bulmuş işaret ediyordu: Aziz Nesin. Sözgelimi marifetleri yanına kâr kalmış emekli darbeci ressam Kenan Evren, elbette hiç çekinmeden Sivas katliamı ile ilgili fikirlerini dile getiriyordu: "Gereksiz bir konuşma sonunda çıkan olay, solcularla dinciler arasındaki çekişmeye dönüşüyor. Bunu önlemek lazım. İnsan dinsiz olabilir. Ama bunu ilan etmenin gereği yok."
O hayatımızda en iyi bildiğimiz, Türk halkının tahrik-tahriş-tahrip üçgenine provokatör, yani tahrik eden, kışkırtan olarak yazılan isim, gerçekten de oydu.
Şimdi sistemin yine tıknefes olduğu, hoyratça vites değiştirmeye çalıştığı şu dönemde laik Türk evlatları olarak yeniden gündeme gelen siyasetçi eskilerinin tepkilerini hatırlıyoruz kaçınılmaz olarak.
Ebedi baba hayaleti olarak ufkumuza gerilmiş Süleyman Demirel, dönemin Cumhurbaş-kanı'ydı. Tahrik olmuş katliamcı halkına sahip çıkıyor, "Halkla polisi karşı karşıya getirmeyin" uyarısında bulunuyordu. Daha sonra da "Olayda ağır tahrik var. Çatışma yok. Otel yangınında can kaybı var" diyordu.
Adı şimdilerde neredeyse şefkatle anılan Susurluk baronesi Tansu Çiller, dönemin Başbakanı idi. Onun açıklaması da tarihe geçecek nitelikteydi. Halkın kaygılarına su serpiyordu: "Otelin etrafını saran vatandaşlarımıza bir şey olmamıştır. Ölenler de çıkan yangın sonucu boğularak ölmüştür."
Dönemin muhalefet lideri Mesut Yılmaz da yakın zamanda siyasete dönüşünü muştuladı. Onun katliam sonrası demeci de gerek insan gerek siyasetçi olarak tıynetini yansıtmıyor mu? Olayın büyütülmesini doğru bulmayan yeni umudumuz Yılmaz, "Bir futbol maçında da bu kadar insan ölebilirdi" deyivermişti.
Linçe kim karşı?
Sivas katliamını hatırlanmasını, bu vahşetin anılmasını toplumsal barışa darbe vuracak bir eylem olarak görenler karşısında kimsenin şaşırmamasının sırrı, işte yukarıda andığım demeçlerde açıkça kendini aşikâr ediyor. Orada halk olarak, vatandaş olaak görülen, kışkırtılmış, 'talihsiz' açıklamalarla tahrik edilmiş katliamcı güruhtur. Onlara verilecek destek hiçbir zaman yadırganmayacak, onlara anlayışla yaklaşıp başlarını okşayıp sırtlarını sıvazlamak siyasetin tartışılmaz gerekliliği olarak algılanacaktır.
Sivas katliamını anmanın, unutulmasın diye emek vermenin
çok büyük önemi vardır. Çünkü bu memleket bir türlü linç ikliminden çıkamamakta, asla korunmayacakların listesi her daim el altında hazır tutulmaktadır.
Çünkü 2 Temmuz 1993 günü askerin ve polisin gözleri önünde binlerce kişi bir olup bir oteli kundaklamış, şeytan taşlamış gibi ruh huzuru içinde evlerine dönmüşlerdir. Polis ve askeri güçlerin bu vahşeti engelleme konusundaki isteksizliği, yine polis ve itfaiyecilerin kurtarmaları gereken insanlara yönelik nefreti unutulmamalıdır.
Trabzon'da ikide bir TAYAD üyesi gençleri linçe yeltenen ve oranın
valisi tarafından sırtları okşanan Türk-İslâm sentezi de günün birinde amacına nail olduğunda dizimizi dövmeyelim diye. Üniversitelerde polisin gözleri önünde dışarıdan gelen yine aynı marka yiğitler tarafından öldüresiyle dövülen solcu gençlerin hayatı umurumuzdaysa.
Hayatın her alanında linçe giden bir ayrımcılık damarını besleyen
dile karşı uyanık olmak zorundayız. Maraş'ta, Malatya'da, Çorum'da aynı tezgâhı kurup aynı yoldan kan döken güçlerin desteklendiğini, birçok muktedirin gözünde halk gibi durduğunu biliyoruz.
İslamı referans alarak politika yapan hükümet partisi ve yandaşlarının 'demokrasi mücadelesi'nin bir anlam kazanabilmesi için Aleviler konusundaki ayrımcı yaklaşımlarına bir son vermeleri şarttır.
Ahmet İnsel bu haftaki yazısında, hayatımızın ve insanlığımızın
değerli sığınaklarından Mazlum-Der'in Başkanı Ayhan Bilgen'in
Neşe Düzel söyleşisinden yola çıkarak durumu mükemmel özetlemiş. Bir bölümünü buradan da okuyalım istedim: "Ayhan Bilgen cemevleri konusunda Sünnilerin, Alevilerin cemevi talebini kıskandığını açıkça belirtiyor... Sünniler cemevlerine de para verilecek, Diyanet İşleri Bakanlığı'ndaki tekelci konumlarını kaybedecekler diye korkuyorlar.
İşte size Türkiye'de Müslüman çoğunluğun demokrat bilinci.
Aynı Sünni çevrelerin, Osmanlı İmparatorluğu'ndan beri hiçbir zaman kendilerini gayrimüslimlerle, Alevilerle, 'ötekilerle' eşit olarak görmemiş olmaları üzerine de düşünmeleri gerekiyor. Bununla yüzleşmeden, bu zihniyetle, bu zihniyetten türeyen pratikleri teşhir etmeden, bunları karşınıza almadan Türkiye'de ucuz bir mağduriyet söylemi üzerinden demokrat gömleği giyemezsiniz."
Bir Alevi şenliği için Sivas'ta toplanmış barışçı insanlardan
35'inin bir kitle tarafından katledilmiş olmasının artık unutulmasını isteyenleri iyi tanıyoruz. Onlar, örtbas edilmiş, unutturulmuş, hesabı sorulması imkânsız kılınmış katliamlar üstüne inşa etmeye çalışırlar toplumsal barış dediklerini. Linç tehdidiyle sürdürdükleri sıkıyönetimin adıdır, barış.
Biz katliamcıyla, işkenceciyle, darbeciyle barışmak istemiyoruz.
GÜLTEKİN'E ANNESİNİN MEKTUBU
HASRET GÜLTEKIN - (ANNESININ MEKTUBU)
Sevgili Oğul !
Gazeteciler randevu isteyince önce korktum ;
ola ki senden ‘rahmetli’ diye söz ederler.
Meğer bugün Anneler Günü’ymüş. Hani , hep ünlü bir işadamının, ya da milletin anasını ağlatan bir politikacının annesini seçerler ya , bu kez yarışın kulvarını değiştirmişler. Bu yıl Sivas’ta yobazların yaktığı tüm çocukların analarını seçmişler “Yılın Annesi” .
Hasret’im biliyor musun? Sana sormadan bunları anlattım diye bana kızmadın ya? En sevdiğin arkadaşlarından Kadir’le Ali Rıza çok ısrar ettiler. Dayanamadım konuştum.
Bak Oğul! Sana sormadan bir iş daha yaptım. 2 Temmuz’dan bu yana açamadığım odana da girmelerine izin verdim. Ben bakamadım sırtımı döndüm , kardeşin Güler’le Kadir gezdirdiler odanı. Biliyorum sen odana el sürülmesine hatta toplanmasına bile kızardın. Ben görmedim, ama el sürmediler hiçbir şeyine. Kitaplarına ve resimlerine bakmışlar sadece, rahat ol. Fotoğrafta çektiler Hasret’im. Sen gittin gideli üzerimden çıkarmadığım siyah elbiselerimle ‘iyi çıkmam’ dediysem de dinlemediler. Bana kır çiçekleri getirmişler Anneler Günü diye. Sivas’ta senin yanında olan, hani mızıka çalıp eğlendirdiğin çocuklar var ya, onların anaları adına da kabul ettim. Serkan Doğan’ın, Huriye’nin ,Yeşim’in, Muammer’in, ınci’nin, şu ufak oğlanın adı neydi? 11 yaşındaydı hani. Hah hatırladım Koray işte. Onun da anasıyım ben bugün. Hepsinin anasıyım. Madımak Otel’inde kim varsa Asaf’ın , Nesim’inin, Muhlis’le Leyla’nın , adını hatırlayamadığım diğerlerinin. Sen kızmazsın biliyorum oğul. Paylaşmayı seversin. Ana Sevgisinide paylaşırsın.
Hasret yavrum , Anneler Günü’nü kutlamazdık değil mi biz? Yanlış hatırlamıyorum, kutlamazdık. Geçen yıl hariç, oda yine senin muzurluğundan. A oğul, a çocuk, bana çamaşır makinesı alacaksın diye, çok kızdığın Parti’nin gecesine çıkmaya değer miydi? Baban ayın başında nasılsa alacaktı. Eskisini de tamir ettirirdik ne olacak. Bir süre daha idare ederdik. Kim bilir sana nasıl zul gelmiştir o gece çalıp söylemek. Anneler Günü’nü bahane edip o parayla çamaşır makinesi almanız için Güler’e gizlice vermişsin parayı.
Canım oğlum,
Senin gibi şelpeyle güzel bağlama çalan biri hala çıkmadı. Sen ‘Rüzgarın Kanatları’na’ binip gittikten sonra türkülerin dilden dile dolaştı. Bütün sanatçılar senin türkülerini okuyor. Ama çok bozuluyorum biliyor musun? Birçoğu bu türkülerin sana ait olduğunu söylemiyor. Bazı büyük bağlama ustaları da senin müziklerini alıp kendileri bulmuş gibi çalıyorlar. Deli Derviş’i senin gibi çalan yok hala. Sivas’a gitmeden önce ‘Enel Hak’ adında yeni çalışmalar yapıyordun. Yarım kaldı diye üzülme. Arkadaşların o kaseti bıraktığın kadarıyla seni sevenlere ulaştıracaklar. Senin şair yönünü bilmeyenler de yakından tanıyacaklar. Çünkü arkadaşların senin adını sonsuza dek taşıyacak bir kültür merkezi kuruyor. Sinema , Tiyatro, Müzik, Edebiyat ve Folklor alanında araştırmalar ve çalışmalar yapacaklar. şiirlerini de bir kitapta topluyorlar.
Haberin var mı bilmem ? Ankara DGM de görülen Sivas Davası’nı basına kapattılar. ıyice unutturmak istiyorlar herhalde. Başkalarının hafızasından silebilirler Madımak Oteli’nde olanları. Peki ya benim yüreğimden, ya diğer çocukların analarının yüreğinden nasıl söküp atacaklar? Gazeteye niye konuştum biliyor musun? Mahkeme o kara yobazlara ne ceza verir bilmem, halkın vicdanında bir kez daha mahkum olsunlar istedim. şimdilik Hoşça kal yavrum.
Annen Hace Gültekin.
Miyase İlknur , 8 Mayıs 1994 , Cumhuriyet
Sevgili Oğul !
Gazeteciler randevu isteyince önce korktum ;
ola ki senden ‘rahmetli’ diye söz ederler.
Meğer bugün Anneler Günü’ymüş. Hani , hep ünlü bir işadamının, ya da milletin anasını ağlatan bir politikacının annesini seçerler ya , bu kez yarışın kulvarını değiştirmişler. Bu yıl Sivas’ta yobazların yaktığı tüm çocukların analarını seçmişler “Yılın Annesi” .
Hasret’im biliyor musun? Sana sormadan bunları anlattım diye bana kızmadın ya? En sevdiğin arkadaşlarından Kadir’le Ali Rıza çok ısrar ettiler. Dayanamadım konuştum.
Bak Oğul! Sana sormadan bir iş daha yaptım. 2 Temmuz’dan bu yana açamadığım odana da girmelerine izin verdim. Ben bakamadım sırtımı döndüm , kardeşin Güler’le Kadir gezdirdiler odanı. Biliyorum sen odana el sürülmesine hatta toplanmasına bile kızardın. Ben görmedim, ama el sürmediler hiçbir şeyine. Kitaplarına ve resimlerine bakmışlar sadece, rahat ol. Fotoğrafta çektiler Hasret’im. Sen gittin gideli üzerimden çıkarmadığım siyah elbiselerimle ‘iyi çıkmam’ dediysem de dinlemediler. Bana kır çiçekleri getirmişler Anneler Günü diye. Sivas’ta senin yanında olan, hani mızıka çalıp eğlendirdiğin çocuklar var ya, onların anaları adına da kabul ettim. Serkan Doğan’ın, Huriye’nin ,Yeşim’in, Muammer’in, ınci’nin, şu ufak oğlanın adı neydi? 11 yaşındaydı hani. Hah hatırladım Koray işte. Onun da anasıyım ben bugün. Hepsinin anasıyım. Madımak Otel’inde kim varsa Asaf’ın , Nesim’inin, Muhlis’le Leyla’nın , adını hatırlayamadığım diğerlerinin. Sen kızmazsın biliyorum oğul. Paylaşmayı seversin. Ana Sevgisinide paylaşırsın.
Hasret yavrum , Anneler Günü’nü kutlamazdık değil mi biz? Yanlış hatırlamıyorum, kutlamazdık. Geçen yıl hariç, oda yine senin muzurluğundan. A oğul, a çocuk, bana çamaşır makinesı alacaksın diye, çok kızdığın Parti’nin gecesine çıkmaya değer miydi? Baban ayın başında nasılsa alacaktı. Eskisini de tamir ettirirdik ne olacak. Bir süre daha idare ederdik. Kim bilir sana nasıl zul gelmiştir o gece çalıp söylemek. Anneler Günü’nü bahane edip o parayla çamaşır makinesi almanız için Güler’e gizlice vermişsin parayı.
Canım oğlum,
Senin gibi şelpeyle güzel bağlama çalan biri hala çıkmadı. Sen ‘Rüzgarın Kanatları’na’ binip gittikten sonra türkülerin dilden dile dolaştı. Bütün sanatçılar senin türkülerini okuyor. Ama çok bozuluyorum biliyor musun? Birçoğu bu türkülerin sana ait olduğunu söylemiyor. Bazı büyük bağlama ustaları da senin müziklerini alıp kendileri bulmuş gibi çalıyorlar. Deli Derviş’i senin gibi çalan yok hala. Sivas’a gitmeden önce ‘Enel Hak’ adında yeni çalışmalar yapıyordun. Yarım kaldı diye üzülme. Arkadaşların o kaseti bıraktığın kadarıyla seni sevenlere ulaştıracaklar. Senin şair yönünü bilmeyenler de yakından tanıyacaklar. Çünkü arkadaşların senin adını sonsuza dek taşıyacak bir kültür merkezi kuruyor. Sinema , Tiyatro, Müzik, Edebiyat ve Folklor alanında araştırmalar ve çalışmalar yapacaklar. şiirlerini de bir kitapta topluyorlar.
Haberin var mı bilmem ? Ankara DGM de görülen Sivas Davası’nı basına kapattılar. ıyice unutturmak istiyorlar herhalde. Başkalarının hafızasından silebilirler Madımak Oteli’nde olanları. Peki ya benim yüreğimden, ya diğer çocukların analarının yüreğinden nasıl söküp atacaklar? Gazeteye niye konuştum biliyor musun? Mahkeme o kara yobazlara ne ceza verir bilmem, halkın vicdanında bir kez daha mahkum olsunlar istedim. şimdilik Hoşça kal yavrum.
Annen Hace Gültekin.
Miyase İlknur , 8 Mayıs 1994 , Cumhuriyet
MÜSLÜMAN KAMUOYUNA-2
Saldırı ve katliam gecesi 1 Temmuz akşamı da başka bir bildiri evlere dağıtılır:
“ Halkımıza Çağrı;
“Müslüman halkın yaşadığı bu ülkede, İslam için binlerce şehit verilmiş bu topraklarda, bir kesim tarafından, ‘basın özgürlüğü, düşünce hürriyeti’ adı altında, Müslümanlar’ın kutsal değerlerine sözlü veya yazılı olarak kimse saldıramaz.
“Biz Müslümanlar, canımız pahasına da olsa, bu değerlerimizi korumakta kararlıyız.
“Müslüman halkımızdan bu konularda duyarlı olup, İslam’ın değer yargılarını alaya alanlara izin vermemelerini, ne pahasına olursa olsun bunu engellemeyi dini bir görev olarak bilmelerini, bu alçaklar karşısında susulduğunda, yarın mahşerde Allah’a nasıl hesap vereceğimizi düşünmelerini istiyoruz.
“ ‘Müminlerin, Peygamberi kendi nefislerinden çok sevmeyi gerekir. O’nun eşleri, onların anneleridir...’ ( Ahzâb Suresi, Ayet: 6)
“ ‘Ve kâfirlerin hesapları varsa, Allah’ın da bir hesabı vardır. Allah hesabı çabuk görendir.’ ( Enfal Suresi, Ayet : 30)
“ ‘Kâfirler istemese de, Allah nurunu tamamlayacaktır.’ ( Saff Suresi , Ayet:8)
“Not: Bu yazıyı okuyan, Allah rızası için çoğaltarak dağıtsın.
“ Halkımıza Çağrı;
“Müslüman halkın yaşadığı bu ülkede, İslam için binlerce şehit verilmiş bu topraklarda, bir kesim tarafından, ‘basın özgürlüğü, düşünce hürriyeti’ adı altında, Müslümanlar’ın kutsal değerlerine sözlü veya yazılı olarak kimse saldıramaz.
“Biz Müslümanlar, canımız pahasına da olsa, bu değerlerimizi korumakta kararlıyız.
“Müslüman halkımızdan bu konularda duyarlı olup, İslam’ın değer yargılarını alaya alanlara izin vermemelerini, ne pahasına olursa olsun bunu engellemeyi dini bir görev olarak bilmelerini, bu alçaklar karşısında susulduğunda, yarın mahşerde Allah’a nasıl hesap vereceğimizi düşünmelerini istiyoruz.
“ ‘Müminlerin, Peygamberi kendi nefislerinden çok sevmeyi gerekir. O’nun eşleri, onların anneleridir...’ ( Ahzâb Suresi, Ayet: 6)
“ ‘Ve kâfirlerin hesapları varsa, Allah’ın da bir hesabı vardır. Allah hesabı çabuk görendir.’ ( Enfal Suresi, Ayet : 30)
“ ‘Kâfirler istemese de, Allah nurunu tamamlayacaktır.’ ( Saff Suresi , Ayet:8)
“Not: Bu yazıyı okuyan, Allah rızası için çoğaltarak dağıtsın.
MÜSLÜMAN KAMUOYUNA
Saldırı ve katliamdan iki gün önce dağıtılan bildirilerden biri
“MÜSLÜMAN KAMUOYUNA
“Bismillâhirrahmânirrahim
“Peygamber, mü’minlere kendi canlarından ileridir. Onun hanımları da mü’minlerin analarıdır.” (Ahzâb:6)
“Mü’minlere öz canlarından daha ileri olan Allah Resûlü (S.A.V.)’ne ve O’nun temiz zevcelerine, Allah’ın beytine (Kâbe’ye) ve kitab’ı Kur’an’a alçakça küfredilmekte ve mü’minlerin izzet ve namuslarına saldırılmaktadır.
“Dünyanın bazı bölgelerinde şeytan ve onun yandaşları olan emperyalist kâfirler, dinimize ve mukaddes değerlerimize dil uzatmaktadırlar. Bunun başını ise satılmış, mürted Salman Rüşdi köpeği çekmektedir.
“Bu şeytanî oyunlara karşı, izzetli ve duyarlı Müslümanlar yiğitçe mücadele ortaya koyarak, bu uğurda canlarını feda etmekten çekinmemişlerdir.
“Bu iğrenç oyunların bir uzantısı olarak ülkemizde de; AYDINLIK gazetesi denilen bir paçavrada, mel’un Rüşdi’nin figüranlığına soyunan, dünya emperyalizminin gönüllü uşağı Aziz Nesin, aynı şekilde, Kur’an’ın korunmuşluğuna dil uzatmış, Hazret-i Peygamber (S.A.V.)’in aile hayatını (hâşâ) bir genelev ortamına benzetmiş ve ümmetin anaları olan hanımlarına (hâşâ) fahişe deme cür’etinde bulunmuştur. Bu olay, dünyanın değişik yerlerinde kâfir devletler tarafından dahi kabul görmezken, basımına müsaade edilmezken, ne yazık ki laik ve ikiyüzlü T.C. Devleti tarafından yayımlanmasına izin verilmiş, ayrıca bunu kabullenmeyip protesto eden izzetli Müslümanlar, devletin polis ve jandarması tarafından coplanmış, kurşunlanmış, bir kısmı da hapishanelere atılmıştır.
“Salman Rüşdi köpeği Müslümanlar’ın çok az olduğu kâfir bir ülkede korkudan sokağa çıkmaya bile cesaret edemezken, onun yerli uşağı Aziz Nesin köpeği, yanında kendisiyle beraber bir ekiple birlikte, şehrimiz Valisi tarafından davet edilip, şehirde adeta Müslümanlar’la alay edercesine gezebilmektedir
“Kâfirler şunu iyi bilmeli ki:
“İslâmın Peygamberi’ni ve kitab’ın izzetini korumak için, bu uğurda verilecek canlarımız vardır.
“Gün, Müslümanlığımızın gereğini yerine getirme günüdür.
“Gün, Allah (C.C.)’ın vahyi Kur’an-ı Kerim’e, Allah’ın meleklerine, Allah’ın Resûlü Hz. Muhammed (S.A.V.)’e, O’nun ailesine ve ashabına yöneltilen çirkin küfürlerin hesabının sorulması günüdür.
“‘İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. Kâfirler de tağut yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarıyla savaşın. Çünkü şeytanın hilesi zayıftır.’ ( Nisa:76)
“Galip gelecek olanlar, şüphesiz ki Allah taraftarı olanlardır.
“MÜSLÜMAN KAMUOYUNA
“Bismillâhirrahmânirrahim
“Peygamber, mü’minlere kendi canlarından ileridir. Onun hanımları da mü’minlerin analarıdır.” (Ahzâb:6)
“Mü’minlere öz canlarından daha ileri olan Allah Resûlü (S.A.V.)’ne ve O’nun temiz zevcelerine, Allah’ın beytine (Kâbe’ye) ve kitab’ı Kur’an’a alçakça küfredilmekte ve mü’minlerin izzet ve namuslarına saldırılmaktadır.
“Dünyanın bazı bölgelerinde şeytan ve onun yandaşları olan emperyalist kâfirler, dinimize ve mukaddes değerlerimize dil uzatmaktadırlar. Bunun başını ise satılmış, mürted Salman Rüşdi köpeği çekmektedir.
“Bu şeytanî oyunlara karşı, izzetli ve duyarlı Müslümanlar yiğitçe mücadele ortaya koyarak, bu uğurda canlarını feda etmekten çekinmemişlerdir.
“Bu iğrenç oyunların bir uzantısı olarak ülkemizde de; AYDINLIK gazetesi denilen bir paçavrada, mel’un Rüşdi’nin figüranlığına soyunan, dünya emperyalizminin gönüllü uşağı Aziz Nesin, aynı şekilde, Kur’an’ın korunmuşluğuna dil uzatmış, Hazret-i Peygamber (S.A.V.)’in aile hayatını (hâşâ) bir genelev ortamına benzetmiş ve ümmetin anaları olan hanımlarına (hâşâ) fahişe deme cür’etinde bulunmuştur. Bu olay, dünyanın değişik yerlerinde kâfir devletler tarafından dahi kabul görmezken, basımına müsaade edilmezken, ne yazık ki laik ve ikiyüzlü T.C. Devleti tarafından yayımlanmasına izin verilmiş, ayrıca bunu kabullenmeyip protesto eden izzetli Müslümanlar, devletin polis ve jandarması tarafından coplanmış, kurşunlanmış, bir kısmı da hapishanelere atılmıştır.
“Salman Rüşdi köpeği Müslümanlar’ın çok az olduğu kâfir bir ülkede korkudan sokağa çıkmaya bile cesaret edemezken, onun yerli uşağı Aziz Nesin köpeği, yanında kendisiyle beraber bir ekiple birlikte, şehrimiz Valisi tarafından davet edilip, şehirde adeta Müslümanlar’la alay edercesine gezebilmektedir
“Kâfirler şunu iyi bilmeli ki:
“İslâmın Peygamberi’ni ve kitab’ın izzetini korumak için, bu uğurda verilecek canlarımız vardır.
“Gün, Müslümanlığımızın gereğini yerine getirme günüdür.
“Gün, Allah (C.C.)’ın vahyi Kur’an-ı Kerim’e, Allah’ın meleklerine, Allah’ın Resûlü Hz. Muhammed (S.A.V.)’e, O’nun ailesine ve ashabına yöneltilen çirkin küfürlerin hesabının sorulması günüdür.
“‘İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. Kâfirler de tağut yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarıyla savaşın. Çünkü şeytanın hilesi zayıftır.’ ( Nisa:76)
“Galip gelecek olanlar, şüphesiz ki Allah taraftarı olanlardır.
Hayatını kaybedenler

* Muhibe Akarsu - 35 yaşında, Muhlis Akarsu'nun eşi
* Muhlis Akarsu - 45 yaşında, sanatçı
* Gülender Akça - 25 yaşında
* Metin Altıok - 52 yaşında, şair, yazar
* Ahmet Alan - 22 yaşında
* Mehmet Atay - 25 yaşında, gazeteci
* Sehergül Ateş - 30 yaşında
* Behçet Aysan - 44 yaşında, şair
* Erdal Ayrancı - 35 yaşında
* Asım Bezirci - 66 yaşında araştırmacı, yazar
* Belkıs Çakır- 18 yaşında
* Serpil Canik - 19 yaşında
* Muammer Çiçek - 26 yaşında, aktör
* Nesimi Çimen - 67 yaşında, şair, sanatçı, üç telli curanın son ustası
* Carina Cuanna - 23 yaşında, Hollandalı gazeteci
* Serkan Doğan - 19 yaşında
* Hasret Gültekin - 23 yaşında şair, sanatçı, şelpe tekniğinin önderi
* Murat Güneş,Murat Gündüz - 22 yaşında
* Gülsüm Karababa -22 yaşında
* Uğur Kaynar - 37 yaşında, şair
* Asaf Koçak - 35 yaşında, karikatürist
* Koray Kaya - 12 yaşında
* Menekşe Kaya - 17 yaşında
* Handan Metin - 20 yaşında
* Sait Metin - 23 yaşında
* Huriye Özkan - 22 yaşında
* Yeşim Özkan - 20 yaşında
* Ahmet Öztürk - 21 yaşında
* Ahmet Özyurt - 21 yaşında
* Nurcan Şahin - 18 yaşında
* Özlem Şahin - 17 yaşında
* Asuman Sivri - 16 yaşında
* Yasemin Sivri - 19 yaşında
* Edibe Sulari - 40 yaşında, sanatçı
* İnci Türk - 22 yaşında
* Kenan Yılmaz - 21 yaşında
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

